Yalan dünyada yalancılar
İnsanlık tarihi boyunca hep hakikati aradık, ona tutunduk. Ama bugün geldiğimiz noktaya bakınca, işin rengi değişmiş görünüyor.
Artık gerçeğin ‘altın standardı’ yok; yalan ise sıradan bir iletişim aracı olmaktan çıkıp, adeta bir ‘konfor alanına’ dönüşmüş durumda. Eskiden türkülerde, ezgilerde ‘Yalan Dünya’ diye nitelendirilen bu coğrafya, bugün ne yazık ki sadece bir yer adı değil; ahlaki bir çölleşmenin simgesi haline geldi. Tarihin hiçbir döneminde yalancılık bugünkü kadar kurumsallaşmadı, sistemin tam kalbine yerleşmedi.
Peki, insanları ve toplumu birbirine bağlayan o en temel ‘güven’ akışkanlığı nasıl oldu da yerini kolektif bir illüzyona bıraktı? Cevap aslında acı: Yalan, artık sadece bireysel bir ahlak zaafı değil; modern sosyolojinin ürettiği çarpık yapının kaçınılmaz bir sonucu.
Eskiden klasik sosyoloji yalanı, toplumsal düzeni tehdit eden sapkın bir eylem olarak tanımlardı. Günümüzün hiper-bağlantılı, dijital ve sürekli ‘performans’ sergileme zorunluluğu olan dünyasında ise durum farklı. Yalan, artık bir sapma değil, neredeyse norm. Modern insan her an izleniyor, beğenilmek istiyor, başarılı görünmek zorunda ve tabii ki her daim ‘kusursuz’ bir portre çizmekle yükümlü.
Bu noktada yalancılık, bireyin........
