Gece vardiyası: Beden uykuda, ruh alametler boyutunda
Gündüz Angara’nın trafiği, geçim telaşı, faturası, stresi derken beden dediğimiz bu etten kemikten çatı akşam oldu mu şalteri indiriyor.
Hele bir de akşamdan evde Hüdayda’yı patlatıp, bağlamanın ritmiyle iki sallanıp yatağa devrildiysen; beden o fiziki yorgunlukla yatağa çakıldığı an biyolojik sistem “Ben bittim la, benden bu kadar” deyip Bakım-Onarım’a çekiliyor. Peki ya ruh? İşte filmin asıl eğlenceli ve cıvıl cıvıl kısmı tam da burada başlıyor.
Bizim gariban beden yatakta mışıl mışıl uyurken, ilahi alemden üflenen o nevi şahsına münhasır ruhumuz fiziki hapishanenin kapısını aralayıp serbest kalıyor. Beden Ulus’ta, Kızılay’da yatağa çakılı dururken; ruh akşamki Hüdayda’nın verdiği o ritimle ve coşkuyla zamansızlık boyutunda pillere kuvvet gezmeye başlayıveriyor.
Hani eskiler uykuya “küçük ölüm” derler ya; ruh o esnada bildiğimiz çekim kuvvetini, mesafeyi falan tamamen rafa kaldırıyor. Şimdi insanın........
