Ankara’da hakiki Ankaralı kaldı mı gardaş? Soyumuz tükeniyor, laaan !
Gardaş, elinizi vicdanınıza koyup söyleyin la; bu başkentte sokakta yürürken karşınıza son ne zaman ceketinin sırtı terli, eli nasırlı, “Gardaş merhaban başımızın üstüne” diyen o efsane Ankaralı çıktı? Şehir büyüdü, binalar göğe erdi ama insanlık yerin dibine doğru kök saldı maalesef. Şimdi Kızılay’da yürüyünce insan kendini Ankara’da değil de, ruhsuz plastik mankenlerin cirit attığı uluslararası bir depoda sanıyor.
Geçen bizim mahallenin kahvesinde oturuoz. Haydar amca çıkardı cüzdanını, içinden sararmış bi vesikalık fotoğraf gösterdi, dedi ki: “Ulan gardaş, bizim zamanımızda esnaf veresiye defterine ‘Canın sağ olsun’ yazardı, şimdi adamlar çay parası için senet imzalattıracak!” Kahveci İdris yapıştırdı cevabı: “Amca nörüyon la, eskide kaldı o mertlik; artık buralarda Ankaralıdan çok plazalardan fırlama, kravatlı robotlar dolaşıyo!” Haklı adam, ne diyebilirsin ki? Bizim oralarda adamlık kalmamış, herkes bir “duruma göre pozisyon alma” peşinde koşıyor.
Peki la, bu işin sorunu ne? Nerede kaybettik biz bu samimiyeti? Hani o düğünde dernekte Hüdayda çalmaya başladı mı ortalığı toz duman eden, o Atım Arap‘ın havalarıyla coşup seymen olup meydana bayrak diktiğimiz günler? Bilin ki seymen öyle rastgele oynayan değildir la! Seymen demek; adalet demektir, merhamet demektir, saygı, mertlik, dürüstlük ve cesaretin simgesidir caaan! Ecdadımız o kürklü kalpağı kafasına takarken boşuna takmadı; o yiğitlik........
