Elveda Ya Şehr-i Ramazan
Zamanın dur durak bilmeyen akışında, ruhumuzu dinlendirdiğimiz, soframızı sadece ekmekle değil; sabırla, şükürle ve muhabbetle donattığımız bir ayın daha sonuna geldik.
Ramazan; sadece aç kalmak değil, nefsi terbiye etmek, dilimizi gıybetten, kalbimizi hasetten uzak tutma sanatıydı. Şimdi bu mübarek misafir evimizden ve gönlümüzden ayrılmaya hazırlanırken, geride ne bıraktığımıza bakma vaktidir.
On bir ayın sultanı bize en çok “durmayı” öğretti. Dünyanın telaşından, bitmek bilmeyen koşturmasından sıyrılıp kendi içimize dönmeyi, bir lokma ekmeğin kıymetini ve paylaşmanın o eşsiz lezzetini hatırlattı. İftarı beklerken sığındığımız o sessiz sabır, aslında hayatın her alanında ihtiyacımız olan bir erdemdi. Gönül kapılarımızı ardına kadar açtığımız bu otuz günlük yolculukta; kırgınlıkların yerini helalleşmeye, mesafelerin yerini secde kardeşliğine bıraktığına şahit olduk.
Ancak bu veda, öğrendiklerimizi unutmak anlamına gelmemeli. Ramazan’da kazandığımız o zarif ruh halini, bayramın coşkusuyla birleştirip yılın geri kalanına yaymak asıl meseledir. Gözümüzün nuru olan bu ay giderken; elimizde kalan en büyük kazanç, paylaştığımız bir tas çorbanın sıcaklığı, ettiğimiz bir duanın........
