Bir çiçekten fazlası: Gülün hafızası
Bazı kokular vardır; yalnızca duyulmaz, hatırlanır. Gül de onlardan biridir.
Bir gülün kokusunu aldığınızda aslında yalnızca bir çiçeği koklamazsınız. Bir sarayın avlusunu, eski bir şişenin kapağını, bir kadının hazırlanma masasını, bir şairin mısrasını, bir annenin sandığını, bir imparatorluğun bahçesini ve belki de hiç yaşamadığınız bir zamanı aynı anda hatırlarsınız.
Çünkü gül, insanlık tarihinin en eski hafıza araçlarından biridir.
Arkeoloji bize medeniyetlerin yalnızca taşlardan, seramiklerden ve yazıtlardan oluşmadığını öğretir. Bir toplumun neye değer verdiğini anlamak için bazen onun ne yetiştirdiğine, ne kokladığına, neyi kutsal saydığına bakmak gerekir.
Gül bu açıdan şaşırtıcı bir tanıktır.
Antik dünyada güzellikle ilişkilendirildi. Pers bahçelerinde iktidarın ve zarafetin sembolü oldu. Roma’da şölenlerin üzerine serpildi. Doğu’da şifayla, Batı’da aşk ve sır kavramlarıyla yan yana yürüdü. Divan şiirinde sevgiliyi temsil etti; tasavvufta başka bir anlam kazandı.
Sınırlar yeniden çizildi.
Ama insanın güle duyduğu hayranlık değişmedi.
Belki de asıl mesele burada başlıyor.
İnsan neden binlerce yıldır aynı çiçeğin peşinden gidiyor?
Bana göre cevabı yalnızca güzellik değil.
Gül, insanın kendine iyi gelen şeyi hatırlama biçimidir.
Bugün koku bilimi bize,........
