menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

YAPAY ZEKÂ BENİM NEYİM OLUR? YA DA YAPAY ZEKÂ BENİM NEYİME?

3 0
previous day

İnsan İradesi, Akademik Sorumluluk ve İslâmî Ölçü Çerçevesinde Bazı Değerlendirmelerim

Bu cuma gününde, cuma ile doğrudan bağlantılı olmasa da ahlâkî yönüyle hayatımızı yakından ilgilendiren, bugünümüzü olduğu kadar geleceğimizi de etkileyecek önemli bir konu üzerinde durmak ve kendi şahsî değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Yazının başlığına yerleştirdiğim “Yapay zekâ benim neyim olur?” ve “Yapay zekâ benim neyime?” soruları, ilk bakışta bir kelime oyunu gibi görünebilir; fakat aslında bugün hemen hepimizin cevaplandırması gereken önemli bir meseleyi gündeme getirmektedir.

Hepimizin gördüğü üzere yapay zekâ giderek hayatımızın bir parçası hâline geliyor. Cep telefonu bundan birkaç on yıl önce hayatımızda yokken bugün onsuz yaşamak pek çok insan için neredeyse düşünülemez hâle geldi. Yapay zekânın da benzer bir süreç geçirmesi mümkündür. Bilimsel araştırmadan eğitime, tercümeden yayıncılığa, gündelik iletişimden kamu hizmetlerine kadar pek çok alanda kullanılıyor ve önümüzdeki yıllarda daha da yaygınlaşacağı anlaşılıyor. Bu sebeple asıl tartışılması gereken mesele, yapay zekâyı bütünüyle hayatımızdan çıkarıp çıkaramayacağımız değil; onunla nasıl bir ilişki kuracağımızdır.

Ben meseleye yapay zekânın gelecekte insan zekâsını geçip geçmeyeceği veya hangi mesleklerin yerini alacağı tartışmalarından biraz farklı bakıyorum. Bana göre daha temel soru şudur: İnsan bu kadar güçlü bir araç karşısında kendi aklını, iradesini, düşünme kabiliyetini ve ahlâkî sorumluluğunu koruyabilecek midir? Başka bir ifadeyle, yapay zekâyı insan mı yönetecek, yoksa insan zaman içerisinde onun verdiği cevaplara, sunduğu kolaylıklara ve sağladığı hızın konforuna teslim olarak kendi zihinsel bağımsızlığını mı kaybedecektir?

“Yapay zekâ benim neyim olur?” sorusunu kendi hayatım açısından sorduğumda cevabım daha belirginleşiyor. Bir akademisyen, Arap dili ve edebiyatı alanında çalışan bir araştırmacı ve uzun yıllardır okuma, araştırma, yazma ve eğitim faaliyetleriyle meşgul olan biri olarak yapay zekâ benim için ne ifade ediyor? Yapay zekâ hayatıma girmeden önce araştırma yapıyor, kitap okuyor, makale yazıyor, ders hazırlıyor ve öğrencilerime ders veriyor muydum? Elbette veriyordum. Arapça bilgim, klasik ve modern metinlere ilişkin birikimim, araştırma tecrübem ve akademik muhakemem yapay zekânın bana kazandırdığı şeyler değildir. Bunlar uzun yılların emeği, okuması, araştırması, ders vermesi, yanlış yapıp düzeltmesi ve ilmî tecrübesinin sonucudur.

Bu sebeple yapay zekâ benim ilmî kimliğimin veya üretkenliğimin kaynağı değildir. Yapay zekâ olmadan da okuyabilir, düşünebilir, araştırabilir ve yazabilirim. İnsanlık da binlerce yıl bugünkü dijital teknolojiler olmadan yaşamış, ilim üretmiş, medeniyetler kurmuş ve büyük eserler meydana getirmiştir. Fakat buradan hareketle, elimizde böyle güçlü bir araç varken onu bütünüyle reddetmemiz gerektiği sonucuna da varamayız. İnsan tarih boyunca kendi işini kolaylaştıracak araçlar geliştirmiştir. Yapay zekâ da bu araçlardan biridir; fakat önceki araçlardan farklı olarak doğrudan dil, bilgi, analiz, yazı ve düşünme süreçlerine müdahil olabildiği için onunla kuracağımız ilişkinin sınırlarını daha dikkatli belirlemek zorundayız.

Ben yapay zekâyı bir araç ve yardımcı olarak, hatta biraz daha ileri giderek onu bir köle olarak görüyorum, kabul ediyorum. Otomobil örneği bu ilişkiyi oldukça iyi anlatıyor. Otomobil insandan çok daha hızlı hareket eder, saatlerce yürüyerek ulaşacağımız bir yere bizi kısa zamanda götürür; fakat nereye gideceğine otomobil karar vermez. Yolculuğun amacını insan belirler, güzergâhı insan seçer ve direksiyon insanın elindedir. Yapay zekâ da saatler veya günler içerisinde yapabileceğimiz bazı işleri birkaç dakika içerisinde gerçekleştirebilir;........

© Habername