TÜRKİYE YÜZYILI MAARİF MÖDELİYLE MAARİFTE KAVRAMSAL/ZİHİNSEL DEVRİM VE MİLLİ KİMLİĞİN İNŞASI: GENÇ BEYİNLERİN İŞGALİNDEN ZİHİNLERİN İSTİKLALİNE
Milli Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin’in, kısa süre önce, Türk Milli Eğitimde Köklü Devrim niteliğindeki Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında müfredatta bazı kavramların değiştirildiğini açıklaması belki çoğumuzun dikkatini çekmemiş olabilir. Bazılarımız bunu rutin bir bakan açıklaması olarak da düşünebilir ancak bu konu, dil ve kelimeler üzerine çalışan bir akademisyen olarak kanaatimce ülkemizin milli bağımsızlığı ve beka meselesi düzeyinde önemli açıklamalardır. Neden böyle düşündüğümü, Bakanımız Yusuf Tekin’in verdiği örnek kelime ve ifadeler üzerinden tek tek açıklayacağım. Eminim ki siz de bana hak vereceksiniz.
Bugünkü sohbetimde, gücüm ve bilgim yettiğince, bakanımız ve bakanlığımızın bu hamlesinin, bu kavramsal dönüşümün neden hayati olduğunu ve milli değerlere bağlı bir müfredatın, sömürgeci emellere karşı nasıl bir aşılmaz kale teşkil ettiğini analiz etmeye çalışacağım.
Kelimelerin Tahakkümü ve Zihinsel Sınırlar
İnsan, diliyle düşünür; kavramlarıyla dünyayı anlamlandırır. Dil, sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir varoluş evi ve düşüncenin sınırlarını çizen bir haritadır. Bir milleti sömürgeleştirmek isteyen güçler, işe her zaman o milletin coğrafyasını işgal ederek başlamazlar; önce zihinleri, sonra kavramları işgal ederler. Eğer bir nesil, kendi tarihine, kendi coğrafyasına ve kendi medeniyet değerlerine başkalarının, özellikle de kendisini sömürmek isteyen odakların "terminolojik gözlüğüyle" bakıyorsa, o neslin fiziksel olarak özgür olması hiçbir anlam ifade etmez.
Nisâ Suresi 46. ayette “"يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ"” Kelimeleri yerlerinden (asıl bağlamlarından ve anlamlarından) saptırarak tahrif ederler" anlamındaki bu ayet ile zihinsel dekolonizasyon kavramı arasında doğrudan ve yapısal bir ilişki bulunmaktadır. Kelimelerin, kavramların bu şekilde tahrif edilerek kitlelerin algısının yönlendirilmesi "Epithet tuzağı" olarak tanımlanmaktadır. Bir milleti sömürgeleştirmek isteyen sömürgeci güçler, işe coğrafyadan önce zihinleri ve kavramları işgal (tahrif) ederek başlarlar. Tahrif edilmiş kendi terminolojilerini ders kitaplarımıza sokarak; kendi dinine, tarihine ve değerlerine yabancılaşmış "mankurtlaşmış" beyinler veya "algı ajanları" yetiştirirler. Tarihi bir olayın sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda kasıtlı olarak masum veya yüce gösterilmesi, aslında kelimenin "mevzisinden" (kendi öz bağlamından) koparılması, yani tahrif edilmesidir. Zihinsel dekolonizasyon (sömürgeden kurtulma) ise, kelimelere yönelik bu tahrifatı bozma ve kelimeleri asıl "mevzilerine" (yerlerine) geri oturtma eylemidir. Zihinsel dekolonizasyon süreci, bu oryantalist illüzyonu kırarak olaylara hak ettiği doğru isimleri (örneğin "Saldırı" ve "Sömürgeciliğin Başlangıcı") verir. Bu kavramsal direniş ve tahrifatın giderilmesi sayesinde; kelimelerin ve zihinlerin tahakkümden kurtarıldığı, küresel adaletsizliği fark edebilen ve kültürel kuşatmalara karşı bağışıklık kazanmış şuurlu bir nesil inşa edilmesi sağlanır.
Burada, Konfüçyüs'ün «Bir ülkeyi idare etmeye çağrılsaydınız ilk iş olarak ne yapardınız?» şeklindeki soruya verdiği cevabı hatırlamak gerekir. Konfüçyüs cevabı şudur: «Önce dili düzeltirdim. Dil düzgün olmazsa, kelimeler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler iyi yapılamaz. Gereken yapılamazsa ahlak ve kültür bozulur. Ahlâk ve kültür bozulursa, adalet yolunu şaşırır. Adalet yanlış yola saparsa, halk güçsüzlük ve şaşkınlık içine düşer. Ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez.”
Bakanımız Yusuf Tekin öncülüğündeki, MEB’İn yeni müfredat düzenlemesinde attığı adımlar; "Haçlı Seferleri" yerine "Haçlı Saldırıları", "Coğrafi Keşifler" yerine "Sömürgeciliğin Başlangıcı" ve "Orta Asya" yerine "Türkistan" ifadelerinin ikame edilmesi, basit........
