İbrik ve Leğen Bakırdan, Kama ve Neşter Çelikten lakin...
İnsanı anlamak, dünyayı tanımak, kaderin sırlarını çözmek, kendimizi bilmek ve yaşadığımız hadiseleri hakkıyla değerlendirebilmek ne kadar zor, ne kadar çetin, ne kadar müşkül bir iştir...
Hepimiz Allah’tan (cc) geldik ve yine O’na (cc) döneceğiz. Atamız bir: Hz. Âdem (as), annemiz bir: Hz. Havva... İlk yurdumuz da birdi: Cennet.(İnşallah son yurdumuzda Cennet olur)
Topraktan yaratıldık, suyla hayat bulduk, nefesle canlandık. Havasız, susuz, topraksız yaşayamaz hiçbir canlı. Aynı göğün altında yaşıyor, aynı güneşin ışığında yürüyor, aynı dünyanın nimetlerinden faydalanıyoruz. Hepimizin yolculuğu aynı başlangıçtan başlıyor. Fakat işin garip tarafı da burada başlıyor; aynı kaynaktan çıkan insanlar bazen birbirine zıt istikametlere savrulabiliyor.
Kimisi ömrünü ilme, hikmete ve insanlığa hizmete adıyor; kimisi makam ve mevki peşinde koşuyor; kimisi de hırslarının, ihtiraslarının ve karanlık emellerinin esiri oluyor.İnsanlar aynı ağaçta farklı meyve dalları gibi görünüyorlar.İnsan bu manzaraya bakınca hayret etmekten kendini alamıyor.
Aynı evde büyüyen kardeşler...
Aynı okulda okuyan arkadaşlar...
Aynı sofraya oturan dostlar...
Hatta aynı hocanın dizinin dibinde yetişen talebeler...
Nasıl oluyor da bambaşka hayatların kahramanları hâline geliyorlar?
Bu sorunun cevabını tarihin sayfalarında aradığımızda karşımıza ibretlik hikâyeler........
