BAŞMÜVERRİH HÜKMÜ VERDİ: ÇARE İSLAM’DA, PANZEHİR KUR’AN’DA (2)
Konu ile ilgili yazdığım ilk yazıda, dünyanın tüm insanların ortak yurdu, hayatın ise ortak mektebi olduğunu belirtmişim. Bu mektepte okutulan en mühim dersin de dünyanın gidişatına yön veren, savaşları, barışları, göçleri, sürgünleri ve gelişmeleri ihtiva eden tarih dersi olduğunu söylemiştim. Tarihin en önemli ünitesinin de “Savaşlar” bahsi olduğunu dile getirmiştim. Bu cümleden olmak üzere, son ABD + İsrail – İran savaşının da mühim sonuçlar doğuracağını yazmış; bu harpten her devletin ve milletin kendisine ibretler devşirmesini, hikmetler ve neticeler çıkarmasını ifade etmiştim. Bu yazımda, birinci yazımda yer almayan milletleri ve devletleri yazmaya çalışacağım.
BATI İFLAS ETTİ: YENİ BİR NİZAMIN EŞİĞİNDE
Dünya, onu Yaratan’ın (CC) hükmü gereği, adaletin, huzurun, iyiliğin ve mutluluğun tam olmadığı geçici bir gölgedir. Lakin bu fani diyarda bazı dönemlerde ve bazı iklimlerde, diğerlerine göre daha adil, daha huzurlu ve daha faziletli asırlar yaşanmıştır. Bunların başında elbette Peygamber Efendimiz ve Dört Halife dönemi gelir. Ardından Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin bazı devirleri ön plana çıkar.
Bu girişi şunun için yaptım: Bu son savaştan sonra insanların çoğu gördü ki, son üç asırdır dünyaya hükmeden Batı medeniyeti birçok yönüyle (adalet, huzur, vicdan, merhamet, vefa…) iflas etmiştir. İnsanlık yeni bir kurtuluş reçetesi arıyor. O reçetede bizde. Lakin bizler bunun farkında değiliz. Hâkim güçler ise asırlardır içtikleri "zulüm şarapları" ve iflas etmiş fikirleri sebebiyle bunu görmüyor, göremiyorlar.
TARİHİN AYNASINDA BUGÜNÜ OKUMAK
Gelelim esas mevzuya, yani son savaştan kim ne ibret almalı?
Tarihî konumu (ortaya çıkış nedenleri ve tarihsel gelişimi) ve kültürü gereği şunu artık görmeli: Ben Müslümanım. Çok geniş ülkemde değişik dinlerden (İslam, Hristiyanlık, Yahudilik, Mecusilik), değişik mezheplerden (Şia, Ehl-i Sünnet, Ortodoks, Gregoryen) ve farklı etnik yapılardan (Fars, Türk, Ermeni…) insanlar yaşıyor. Ben bunlara İslam’ın adaleti ile hükmetmeliyim. Tarihte yaşanmış olayları bir düşmanlık vesilesi yapmamalıyım. Kerbelâ gibi elim hadiseleri sürekli gündemde tutarak dindaşlarım ve komşularım olan insanlarla aramı açmamalıyım. Mezhebimi din hâline getirmemeliyim. Irak’ta, Afganistan’da ve Suriye’de büyük güçlerle (ABD, RUSYA) iş birliği yaparak, onların önümü açmasına güvenerek mezhebimden olmayan insanları katletmemeliyim. Yönetim tarzımdan kaynaklanan (din sınıfının ve ordunun ekonomideki gücü ve paylaşımdaki adaletsizlik) bu sisteme neşter vurmalıyım demeli.
Osmanlı’yı yıkarak Araplara güçlü bir Arap imparatorluğu vadeden İngiltere, savaş sonunda bunun tersini yaparak Arap topraklarını küçük küçük parçalara ayırmış ve birçok şehir devleti kurdurmuştur. Bu şehir devletlerinin sınırları da nüfusları da çok küçük olmasına rağmen petrol gelirleri devasa büyüklüktedir. Bunları önce İngiltere, sonra ABD; vilayetleri/eyaletleri gibi konumlandırıp paralarına çökmüş, onlara “Sizler yiyin, için, eğlenin, gezin, dolaşın, keyfinize bakın. Biz sizin güvenliğinizi sağlayacağız. Size kimse dokunamaz.” demiş ve paralarının çoğuna el koymuşlardır.
Bu son savaş gösterdi ki, yüz yıla yakındır “Karun” gibi zengin olan bu şehir devletlerinin yöneticileri "devletlerinin" iki füze ile darmadağın olabilecek durumdadır. Hayatları petrol ve deniz suyuna bağlı olan bu devletçiklerin, petrol ve su tesisleri vurulduğunda nasıl kolayca çökecekleri görülmüştür. O lüksün, o şatafatın, o şımarıklığın ve ABD’nin sözüne güvenerek Müslüman coğrafyalara yapılan zulümlere ortak olmalarının gayretullaha dokunduğu açıktır. Eğer bundan sonra müstakil olabilirlerse, bu hakikatleri hatırlamaları onların alacağı en büyük ders olmalıdır.
C- Dünyanın diğer milletleri:
İki yüzlü hâllerinin artık açıkça görünür olmasına dikkat etmelidirler. ABD ve İsrail’in önünde (İspanya hariç) köle gibi eğilmelerini tüm dünya gördü. “İnsan hakları, evrensel hukuk, dünya barışı, savaşa hayır, kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları…” gibi "mavallarnın" ne kadar zayıf bir temele dayandığı iyice ortaya çıktı.
2- Hindistan, Çin, Rusya gibi diğer coğrafyalarda yaşayan insanlar da şunu bilmelidir ki, kendileri dünyaya adalet, esenlik ve barış getirecek bir kültüre ve sisteme sahip değiller. Ne edip ne yapıp dünyayı kurtaracak “İslam iksirini”, Müslümanların perişan, zayıf ve güçsüz hâllerine aldanmayıp; Kur’an’a, sünnete ve tarihe ulaşarak elde etmelidirler.
D- Türkiye ve Türk Dünyası: En büyük sorumlukuk bizim. Çünkü Asya ve Ümmet adına Dünyayı en son idare eden adalet kılıcı bizdik. Ümmeti 500 yıla yakın bir arada tutan ve idare eden de bizdik. Bu şanlı ve emsalsiz maziyi hatırlayıp bu “pörsümez yeni” reçetesini insanlığa tekrar uygulama görevinin bizde olduğunu hatırlamalıyız. Mazlumlar, masumlar, ezilenler, müstazaflar, öldürülen bebekler… Hepsi bizim yolumuzu bekliyor. Bunu asla unutmayalım. Aksi hâlde, şakülü kaymış, sistemi bozulmuş, dengesi kaybolmuş bu yalan dünyayı, bu "kahpe feleği" düzeltmenin ve hizaya sokmanın imkânı görünmüyor.
Rabbim Âdemoğullarına acısın ve biz Müslüman Türklere de bu büyük sorumluluğun hakkını vermeyi nasip etsin. Âmin.
