Son Nefesimizde Yanımızda Kim Olacak: Makineler mi, Sevdiklerimiz mi?
Geçenlerde sosyal medyada bir metin dolaşıyordu. Yoğun bakımda uzun yıllar hemşirelik yapmış birinin anlattıkları:
"Sayamayacağım kadar çok ölüme şahit oldum. Hepsinin ortak özelliği; son anlarında ağızlarındaki oksijen maskesini atıp, üzerlerindeki kabloları sökmeye çalışıyorlardı. Biz kabloları geri takıyorduk, tekrarı olursa bu defa ellerini bağlıyorduk. Böyle de can veriyorlardı."
Bu anlattıkları gerçek mi?
Evet, gerçek.
Terminal Ajitasyon
Tıpta buna “terminal ajitasyon” diyorlar. Ölüme yaklaşan hastanın son huzursuzluğu. Kabloları çekiştirmesi, yataktan kalkmaya çalışması, bazen saldırganlaşması… Bunlar ölüm sürecinin fizyolojik bir parçası.
Böbrekler, karaciğer kapanmaya başlıyor. Toksinler birikiyor. Beyne giden oksijen azalıyor. Vücut son savaşını veriyor. Bu durum din, ırk, milliyet fark etmeksizin tüm insanlarda görülebiliyor.
Tıbbi bir gerçeklik.
Ama bu gerçeklik başka bir gerçekliği örtüyor mu?
Ya bu sadece fizyolojik değilse? Ya o kabloları sökmeye çalışan eller aslında bir şey söylemeye çalışıyorsa?
"Bırakın beni. Bu şekilde gitmek istemiyorum. Evime gitmek istiyorum."
Belki de terminal ajitasyon, terminalin kendisine, o soğuk, steril, makineli mekâna bir isyandır. Vücut değil, ruh çırpınıyordur.
Tıp buna 21. yüzyılda “terminal ajitasyon” adını koydu.
Ama Kur’an bunu asırlar önce bildirmiştir:
“Ölüm sarhoşluğu tüm gerçekliği ile gelip çatacak: Ey insan! İşte bir ömür boyu kendisinden kaçtığın şey budur!” (Kâf, 50/19)
İslam buna “sekerâtü’l-mevt” der, ölüm sarhoşluğu.
Hz. Peygamber son anlarında şöyle buyurmuştur:
“Lâ ilâhe illallah, ölümün de sekerâtı var.”
Ardından: “Allah’ım, ölümün şiddetine karşı bana yardım et.” diye dua etmiştir.
Peygamberlerin Sultanı bile ölümün zorluğunu yaşamıştır. Biz kimiz ki kolay olsun?
Tıbbın bugün gözlemlediği şeyi İslam çoktan biliyordu: Ölmek kolay değildir.
Kurtarma Süreci mi, Hatırlanma Süreci mi?
Yoğun bakımda hasta hasta olarak kalır. Kimliği hastalığına indirgenir. Orada bir kurtarma süreci vardır; doktorlar, hemşireler, makineler, ilaçlar… Hepsi ölümü durdurmaya çalışır. Tıp için ölüm bir yenilgidir.
Evde ise insan olarak kalır. Hayatını gözden geçirir. Sevdikleriyle konuşur. Yarım kalan işleri, söylenmemiş sözleri, küskünlükleri tamamlamaya fırsat bulur.
Batı’da “hospis” denen bakım birimlerinde buna yaşam gözden geçirme denir.
Çünkü geride kalanlar neyi hatırlayacak?
Dıt dıt seslerini mi, yoksa o insanın sesini mi?
“Hakkımı Helal Etmiyorum”
Bunu neden bu kadar iyi biliyorum?
Çünkü ben de o yatakta yattım.
Yıllar önce bypass ameliyatı geçirdim. Beş damar değişti. Üç stent........
