Değer yargıları çökerken
Bülent Arınc’ı en son, 5-6 yıl önce arkadaşım M. A. Özçelik’le birlikte gittiğimiz Kocatepe Camiinde gördüm. Namaz sonrası insanlar tokalaşmak için kuyruğa girdi, ben hariç. Nedeni saygısızlık değil, hayatım boyunca aldığım öğretinin gereği… Ayrıca orası bizim inancımızda “Allah’ın Evi” olarak kabul gören bir mabetti.
Bazı beyanları hafızalara kazınan bir adam. Melih Gökçek’e, “… Ankara’yı parsel, parsel, sattın” demesi gibi. Her ne kadar o konuda adım atılmadıysa da…
Arınc’ın bir konferansta söyledikleri ise bomba etkisindeydi. “… toplumda dindarlık ve ahlaki değerler konusunda ciddi bir gerileme yaşanıyor. Millet Müslümanlığı bıraktı, başörtüsünü, namazı terk ediyor. Bu toplum artık aziz millet olmaktan çıktı, dindarlık maalesef artık herkesin kaçtığı bir noktaya geldi. Erdemliler hareketi olarak yola çıkmıştınız, erdem de kayboldu, etik değerler de…”
21 Şubat 2026 günü, Ankara Çukurambar’da Nişantaşı Pazarında tesettürlü bir kadın dikkatimi çekti. Elinde sigarası, duvarın dibinde, umursamaz bir edayla “cıgaramın dumanı” türküsüne eşlik edercesine tüttürüyordu.
Kimin oruç tutacağı, kimin sigara içeceği kimseyi ilgilendirmez. Ama inanca hürmeti olan her insanın uyması gereken, genel kabul görmüş kurallar vardır. Düşündüm, bu kadın tesettürü itibarsızlaştırma ve/ya tahrik amaçlı bir provokatör olabilir mi? Döndüm, tekraren baktım, “hayır” öyle görünmüyordu. Peki ya, ne?
Oradan ayrılırken eski anılara daldım. Trabzon uçuşu için havaalanına gitmek üzere otobüse binmiştim. Yanımdaki turistle sohbete başladık. Toplu taşıma araçlarında sigara yasağının olmadığı yıllardı. Cebinden bir puro çıkardı, alengirli çakmağıyla yaktı. Sonra bir tane de bana ikram etti. Kabul etmedim. Sigara kullanmıyor musun? diye sordu.
Ömrümce hiç tiryaki olmadım. Erciyes Kurultaylarında (Kayseri), gece 24.00’te oradaki en yüksek noktaya çıkar bir sigara yakar, azını içime çeker, çoğunu havaya üfler ve ülküdaşlık hukukunun hazzına varırdım. Ve bir yıl sonraki Kurultay gecesini beklerdim, senede bir sigara hakkımın ikincisi için. Daha ilginci, her gün saat 15.30’da tek bir sigara içme dönemimdi. Ola ki o gün, o saatte toplantım vardı veya unuttum, ertesi günün 15.30’unu beklerdim. Erciyes Kurultaylarının sonlanmasıyla yılda bir, ani kararımla da 15.30’da tek dal sigaraya tümden elveda dedim…
O günleri hatırlayarak turiste, “günde bir adet içiyorum ama şimdi olmaz, çünkü oruçluyum” dememle, içmekte olduğu puroyu söndürerek alüminyum kutusuna koydu. “Lütfen sigaranızı için, ben etkilenmem” ısrarıma rağmen, “hayır olmaz” dedi. Neymiş efendim, biraz saygı… Elin “gavuru(!)” kadar olun bari.
Türk Solunun Sorunsalı:
Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı kendisine sorulan, “Atatürk mü Lenin mi?” sorusuna, “ikisi de” diyor. Türkiye’de solun sorunsalı işte budur… Bir kısım Türk Solunun Ermenicilik, Kürtçülük yapmasının altında yatan gizli kodları anlamakta güçlük çekenlere bir cevaptır, Erkan Baş’ın yanıtı…
1917 Ekim Devriminden, vefat ettiği 1924 yılına kadarki 7 yıl, bir lider için uzun zaman olmasa da… Kendisinden sonra gelen, komünist olmasına rağmen tarihe en büyük proleter diktatörlerden, faşistlerden birisi olarak geçen Stalin’in yaptıklarıyla iyilikleri gölgelense de… Atatürk’le kıyaslamak? İmkânsız…
Es-selam olsun, ves-selam olsun, has-kelam olsun öz değer yargılarına saygıda kusur işlemeyenlere…
