Demir Yığınlarının İçindeki Can: Hürmüz’den İstanbul’a Uzanan Sessiz Nöbet
Dünya bugün televizyon ekranlarından, gazete manşetlerinden devasa enerji krizlerini, Hürmüz Boğazı’nın kapanma ihtimalini ve petrol fiyatlarının tırmanışını izliyor. Uzmanlar EIA verileriyle Hürmüz’den geçen günlük 23 milyon varilin hesabını yapıyor, IEA raporlarıyla küresel arz şokunun büyüklüğünü ölçüyor. Ancak biz denizciler ve denizden ekmek yiyenler için mesele, bu soğuk rakamların çok ötesinde bir yerde durur.
Bizim için mesele; o devasa tankerlerin, o demir yığınlarının içindeki “can”dır.
Çift Yönlü Kuşatma ve Denizcinin Kaderi
Bugün deniz ticareti, tarihin en zorlu sınavlarından birini veriyor. Güneyde Hürmüz Boğazı kilitlenmiş, dünya petrol akışının damarları tıkanmış durumda. Kuzeyde ise Karadeniz ve Baltık ekseninde enerji terminalleri ve tankerler saldırıların hedefi oluyor. Küresel enerji arzı adeta çift yönlü bir kuşatma altına girmiş durumda.
Rotalar uzuyor, riskler büyüyor. Rota uzadığında ne olur? Navlun artar, sigorta primleri yükselir. Ama asıl olan şudur: Denizcinin gurbeti uzar. Denizcinin uykusuzluğu derinleşir. Denizcinin omzuna binen yük ağırlaşır. Ve bu yük artık sadece denizle ilgili değil; jeopolitik bir satranç tahtasında piyon olma endişesiyle de ilgilidir.
Kapımızdaki Ateş: ALTURA Vakası
Tehlike artık uzaklarda bir yerde değil. 26 Mart günü İstanbul Boğazı’nın hemen girişinde, karasularımıza yalnızca 14 mil mesafede yaşanan ALTURA tankeri hadisesi, gerçeği tokat gibi yüzümüze çarptı. Bir milyona........
