menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hakkı Öznur Sivas Olaylarını Değerlendirdi!

285 0
03.07.2026

SİVAS OLAYLARINI YABANCI İSTİHBARAT SERVİSLERİ,  DERİN SOL ÖRGÜTLER,  BEŞİNCİ KOL GRUPLAR, İÇ SAVAŞ TAHRİKÇİLERİ ÇIKARDI

Şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava ve yol arkadaşı, Ülkücü Hareketin tarihini yazan Ülkücü Camianın önde gelen isimlerinden araştırmacı-yazar Hakkı Öznur, Sivas Olaylarının 33. yılında belgesel niteliğinde bir yazılı açıklama yayımladı.

Açıklamasında, Sivas olaylarını, Alevi-Sünni çatışması çıkartmak isteyen, Gladyo ile bağlantılı iç savaş tahrikçilerinin, beşinci kol grupların çıkardığını, Madımak Oteli’nde mahsur kalan 35 kişinin, BBP’nin kurucu lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve dönemin BBP Sivas İl teşkilatının olağanüstü çabası ve büyük gayretleriyle kurtarıldığını anlattı. Öznur açıklamasında, dönemin DYP-SHP koalisyon hükümeti, Yazıcıoğlu’nun uyarılarını dikkate alsaydı, devlet kurumları üzerine düşeni yapsaydı, elim olay, Madımak olayı yaşanmazdı demiştir.  Öznur açıklamasında  “Muhsin Yazıcıoğlu  DYP-SHP Hükümetini   Maocu Aydınlık gazetesi  ateist Aziz Nesin   Provokasyonlar iç savaş  tahrikçileri konusunda defalarca uyardı. Ama hükümet ciddiye almadı” dedi

Türkiye’nin en karanlık yılı 1993 yılında yaşananları, 93 sürecini anlatan, çok önemli ve belgesel bir kitap olan “1993 Örtülü Darbe” kitabının da yazarı olan Hakkı Öznur’un yazılı açıklamasının tam metni:

İHTİLAL ŞARTLARINI OLGUNLAŞTIRMAK İSTEYEN GLADYO VE İŞBİRLİKÇİLERİ ÜLKEYİ KAN GÖLÜNE ÇEVİRDİ

Ülkemizde Sünniler ve Aleviler, yüzyıllardır birlikte yaşadılar, birbirlerinin inançlarına saygı gösterdiler. Ama bu birliktelik 1970’li yılların ortalarından itibaren her türlü emperyalizmin oyunlarıyla bozulmak istendi. Türkiye’de 12 Eylül öncesi yaşanan olayların bir iç savaşa doğru derinleştirilmesinde Malatya-Elazığ, Sivas, Kahramanmaraş ve Çorum olayları, önemli dönemeçler oluşturdu. 17-18 Nisan 1978 Malatya, 19-26 Aralık Kahramanmaraş, 1980’in Mayıs-Temmuz aylarında Çorum vb. yerlerde çıkan olayları, “Sağ-Sol çatışması, Alevi-Sünni çatışması” olarak göstermeye çalıştılar. Ancak ülkemizi acıya boğan olaylar ne Sağ ne Sol ne Alevi-Sünni çatışması idi. Bu olayların çıkmasında, Alevi-Sünni çatışmalarının kışkırtılmasında dış odakların, uluslararası istihbarat servislerinin önemli bir rolü vardı. 12 Eylül öncesi Amerikan elçilik görevlileri, Malatya, Amasya, Sivas, Kahramanmaraş, Çorum vb. illeri gezerek Sağ-Sol, Alevi-Sünni çatışmaları üzerine çalışmalar yapıyorlardı. Amerikalı ajanların gittiği her yerde daha sonra çatışmalar meydana geldi, olaylar çıktı. İller, ilçeler karıştı… CIA elemanları ve uzantıları, Malatya, Sivas, Kahramanmaraş ve Çorum olaylarını tertip etmişlerdir. Alevi-Sünni vatandaşlarımızın birlikte yaşadığı Malatya, Sivas, Maraş, Çorum gibi yerlerde çıkan olaylar, CIA elemanlarının hassas yerleri ziyareti ve karanlık temasları sonrasındadır. NATO merkezli Gladyo, 12 Eylül sonrasında da ülkemizde çalışmalarını aksatmadan devam ettirmiştir. 1993 sürecinde karanlık suikastlar, Sivas olayları (Madımak) ve Başbağlar katliamı, Gazi Mahallesi olaylarıyla laik-antilaik, Alevi-Sünni çatışması çıkarıp, toplumu cepheleştirmek ve kamplaştırmak istemişlerdir.

GLADYO VE İŞBİRLİKÇİLERİ 1978 EYLÜL’ÜNDE  1. SİVAS OLAYLARINI ÇIKARDILAR

1978’de bu oyunu oynadılar. Sivas’ı kan gölüne çevirdiler. 1. Sivas olayları (3-4 Eylül 1978) bir Ramazan ayının arife ve bayram günü vuku buldu. Bu olaylar, 11 kişinin ölümüne, yüzlerce insanın yaralanmasına sebep olmuştu. Bütün Sivas halkı ve bütün Türk milleti, can evinden vurulmuştu. Yıllardır süren tahrik kampanyası, kardeşi kardeşe düşürme planları, iktidardakilerin gaflet uykusu, çirkin politikacıların çirkin ihtirası, uç uca gelmiş ve Sivas iki günde kana bulanarak, izleri kolay kolay silinmeyecek, mantıksız ve insafsız bir husumet yeşertilmiştir. Sivas üzerinde hep oyunlar oynanmıştır. Sebebi; yüzyıllardır birlikte kardeşçe yaşayan insanlarınızın arasına kin ve nefret tohumları ekip, Alevi-Sünni çatışması yaptırmaktı. Sivas, diğer şehirlere göre hassas bir yapıya sahiptir. Merkezinde, ilçelerinde, köylerinde Sünni ve Alevi vatandaşlarımız vardır. İç içe olan köylerde farklı inanca sahip insanlar yaşamaktadır. Gladyo ve işbirlikçileri, 15 yıl sonra tekrar ülkeyi kaosa sürüklemek için Sivas’ı üs seçtiler. 15 yıl sonra Sivas, yine karıştırılacaktı. İç savaş tahrikçileri, 2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta tekrar sahneye çıktı. Günler öncesinden gerilen, gerdirilen ve provokasyonlara elverişli hale getirilen Sivas, karanlık odaklarca bilinçli olarak merkez seçilmişti. Günlerden Cuma idi. 15 yıl önce de Cuma’ydı, tesadüf olamazdı. Bilerek en hassas şehir ve en önemli gün seçilmişti. Olayların başlangıcında, marjinal Sol örgütler, bölücü gruplar, radikal akımlar, Alevi vatandaşlarımızı istismar eden, Alevi inancıyla da uzaktan yakından ilgisi olmayan, “Alisiz Alevilik” peşinde koşan, Batılı yabancı istihbarat servisleriyle bağlantılı gruplar, bu karanlık senaryonun içinde yer aldılar. Kadim bir Anadolu şehri olan Sivas aynı zamanda Cumhuriyetin temellerinin atıldığı , her tarafından tarih fışkıran Anadolu’nun birlik, beraberlik ,hoşgörü diyarıdır. Sivas’ımız da , böylesi elim bir olayın meydana gelmesi bütün Sivas’ı ve aziz milletimizi derinden yaralamış ve üzmüştür. 2 Temmuz günü başlayan, 8 saat süren ve 37 kişinin ölümüne sebep olan Sivas olayları, hâlâ tek taraflı, ön yargılı ve ideolojik bir bakış açısıyla bir takım malum çevreler tarafından ele alınıyor, gerçekler tahrif ediliyor. Sivas olaylarının gelişimi şöyledir: Bundan 32 yıl önce, 2 Temmuz 1993 tarihinde meydana gelen Sivas olaylarında, işbaşında DYP-SHP hükümeti vardır. Bölücü terör örgütü PKK ise kanlı eylemler düzenlemekte, kalkışma hazırlıkları yapmaktaydı. PKK militanları, başta güneydoğu olmak üzere, bazı il ve ilçelerde devlet otoritesini zaafa uğratmış, kurtarılmış bölgeler ilan etmişti. Terör örgütü, resmi binalara, güvenlik güçlerimizin bulunduğu karakollara, askerlerimize, polislerimize, devlet görevlilerine yönelik saldırılar düzenliyor, eylemler yapıyor, vatan evlatlarını şehit etmeye devam ediyordu.

Bölücü terör örgütünün girmek istediği illerden biri de stratejik bir konuma sahip olan Sivas’tı. Yöre halkının gözünü kanlı eylemlerle korkutmaya çalışan PKK’lı militanlar, iç bölgelere sızma eğilimindeydiler. Dev-Sol, TİKKO vb. komünist örgütler de Sivas’ın ve Tokat’ın bazı ilçelerinin dağlık kesiminde barınıyordu. PKK’nın Sivas’a girmesi demek; iç bölgelere ve Karadeniz’e de sızması demekti. Ardından Sivas üzerinden İç Anadolu’nun bazı illerine uzanacaktı. PKK, Sivas olayları öncesinde, bizzat bazı örgüt yöneticilerini ve militanlarını, Sivas ve kırsalına göndermiş, olayların bitiminden sonra da PKK militanları kanlı eylemlerine dağlık alana çekilerek devam etmiştir.

RUHUNU ŞEYTANA SATAN ADAM: SALMAN RÜŞDİ

Provokasyonları Aziz Nesin’in baş yazarlığını yaptığı   Maocu Aydınlık gazetesi  başlattı  Hint asıllı İngiliz  kafir Salman Rüşdi’nin   26 Eylül  1988 yılında  İngiltere’de   yayımladığı ve İslam dünyasında büyük tepki çeken "Şeytan Ayetleri" (The Satanic Verses) adlı küfürnamenin 5 yıl sonra Maocu Aydınlık  gazetesinden yayınlandı. İran’da Humeyni  kafir Rüşdi hakkında ölüm fetvası verdi. Türkiye, Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile kitabın yasaklanmasına karar verdi. Ateist –sosyalist Aziz Nesin ise tüm bu koşullarda verilen karara itiraz ederek kitabın yayımlanmasını üstlendi. Nesin 11 Mayıs 1993 tarihli yazısında “Şeytan Ayetleri yayımlanacak” dedi.

23 Mayıs 1993’ten itibaren  Aydınlık gazetesi,  kafir Salman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri” küfürname  kitabını tefrika (bölümler halinde yayımlama) kararı almıştı. İslâm’a, Kur’an’a, Peygamberimize dil uzatan, İslâm’ın mukaddesatına en rezil ve hakaretlerle saldıran “Şeytan Ayetleri” adlı küfürnamenin yazarı, Salman Rüşdi’nin kitabı Aydınlık gazetesinde tefrikalar halinde yayınlandı.  26 Mayıs 1993’te Şeytan Ayetleri’nin ilk bölümü, yayımlandı.  Aziz Nesin  28 Mayıs 1993 günü köşesinden hükümet yetkililerine ‘Açık Mektup’ başlıklı yazısında  “Bu romanı yayımlamaktaki amacım, anayasasında laik olduğu saptanmış bulunan Türkiye Cumhuriyeti’nde, İslam Ülkeleri Konferansı’nın dolaylı baskısı ve hükümet içindeki Diyanet İşleri’nin tavsiyesiyle, Şeytan Ayetleri’nin Türkiye’ye sokulmasının ve Türkçe yayımlanmasının bir hükümet kararnamesi ile yasaklanmış olmasıdır. Hükümete verdiğim bir dilekçeyle de, bu yasak kararnamesinin kaldırılmasını ve bütün uygar ülkelerde olduğu gibi Şeytan Ayetleri’nin Türkiye’de de yayımlanabilmesini istiyorum.”  Diyor ve Aydınlık gazetesine engel olmayın çağrısı yapıyordu.  Milletimizin gösterdiği tepkiler nedeniyle  7 Haziran 1993’te, “Şeytan Ayetleri” tefrikası, 12’inci bölümle son buldu. İslâm’a ve Kur’an’a hakaret eden, Müslümanlarla alay eden Salman Rüşdi’ye sahip çıkan, ateist yazarın “Şeytan Ayetleri” isimli İslam’a ve İslam peygamberine hakaretler içeren küfürname mahiyetindeki kitabını tefrika halinde yayınlayan Aydınlık gazetesine ve başyazarı Aziz Nesin’e her yerde protestolar vardı. Tepkiler sonucunda Aydınlık, yazı dizisini durdurmak zorunda kalmıştı.  28 Mayıs günü başta İstanbul olmak üzere, birçok ilde Cuma namazı çıkışında Aydınlık ve Aziz Nesin, protesto edildi. Tepkiler sonucunda Aydınlık, yazı dizisini durdurmak zorunda kalmıştı. Ardından 2 Temmuz 1993 tarihinde ‘Sivas olayları’ olarak bilinen ve 37 kişinin hayatını kaybettiği elim olaylar meydana geldi.

SİVAS VALİSİ AZİZ NESİN’İ ÇAĞIRDI, PROVOKASYONLARA ZEMİN HAZIRLADI

Sivas olayları, göstere göstere geldi. Sivas’a yönelik sinsi oyunlar devam ederken, ilk kıvılcımın işaretleri yakılacaktı. Önce Sivas’a yeni hükümet, Sol kökenli bir vali atadı. 21 Şubat 1992’de, Sivas’a vali olarak gelen Ahmet Karabilgin, Sol kökenli bir bürokrattı. Erdal İnönü’nün en yakın adamlarından biri olduğunu, Sivas’taki Alevi ve Sol gruplar söylüyordu. Karabilgin gelmeden namı gelmişti Sivas’a. SHP cephesinde, Sol çevrelerde büyük bir sevinç vardı. Sivas olaylarının sorumlusu Maocu  karanlık gazete , Ateist Aziz Nesin, etkinliklere izin veren SHP’li  Kültür Bakanı, SHP’li Vali ve Emniyet  müdürüdür. Vali, göreve başladıktan beş ay sonra Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin üçüncüsüne katıldı. Bu etkinlik Sivas merkezde değil, Yıldızeli ilçesine bağlı Banaz köyünde yapıldı.  16 ay Sivas’ta görev yapan Vali Ahmet Karabilgin, halkla değil, Sol grup ve zihniyetlerle iç içe oldu. Onların bir dediğini iki etmiyordu. Vali, göreve başladıktan beş ay sonra Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin üçüncüsüne katıldı. Bu etkinlik Sivas merkezde değil, Yıldızeli ilçesine bağlı Banaz köyünde yapıldı. Vali, burada katılanlara konuşma yaparken, “Gelecek yıl daha görkemli olacak size söz veriyorum” diyordu. Bu, Alevi derneklerinin çok arzu ettiği bir şeydi ve onlar da validen ve hükümet ortağı olan SHP’den aldıkları destekle, 1 yıl sonrasının hazırlıklarına erkenden başlayacaklardı. Pir Sultan Abdal Kültür ve Dayanışma Derneği ile Sivas Valiliği, 1-4 Temmuz 1993 günü 4. Pir Sultan Abdal Etkinlikleri’ni birlikte hazırladılar, konuşmacıları birlikte tespit ettiler, programları birlikte hazırladılar. SHP’li Kültür Bakanı Fikri Sağlar’da destek verdi. İstanbul, Ankara ve birçok şehirden Alevi gruplar, etkinliklere katılmak için otobüsler tuttular. Bütün bu hazırlıklar, ertesi yıllarda bu kadar planlı, organizeli değildi. Öncekiler köyde yapıldığı için dikkat çekmiyordu, katılım büyük değildi. Ama ne zaman bu etkinliğin Sivas merkezde yapılacağı duyuldu; bütün marjinal gruplar seferber oldu. Sivas’a hiç gelmeyen birçok militan ve çeşitli gruplar, Sivas’a özel bir hazırlık yapıyorlardı. Devletin valisi, sanki marjinal Sol bir derneğin başkanıymış gibi hareket ediyordu, yani, Sivas çok önceden patlatılmaya hazırlanıyordu. Aziz Nesin’in çağrılması da bu işe artık tamam demek oluyordu. Aziz Nesin’in Sivas’a geleceği ve konuşma yapacağının duyulması; bütün Sivas’ı tedirgin edecekti. Aklı başında herkes, günlerdir hakkında basında onca haber okudukları mütedeyyin kesimlerin ateş püskürdüğü Aziz Nesin için “bu adam, Sivas’a gelmesin, yoksa Sivas karışır” diyordu. Çünkü Sivas’ın mütedeyyin bir yapısı vardı. Böyle bir şehre, Salman Rüşdi gibi Hint asıllı, İngiliz vatandaşı, ateist bir kişi ile aynı zihniyete sahip Aziz Nesin’in getirilmesi, fitneye, kaosa davetiye çıkarılması anlamına geliyordu. Salman Rüşdi’nin "Şeytan Ayetleri" kitabını yayınlama teşebbüsünde bulunan Aziz Nesin’in, özellikle, Sivas’ta Pir Sultan Abdal’ı anmaya yönelik bir toplantıya çağırılması, konuşturulması başlı başına Sivas’taki provokasyonun başlangıcını oluşturdu.

DYP-SHP KOALİSYON HÜKÜMETİ AZİZ NESİN VE SİVAS KONUSUNDA UYARILARI CİDDİYE ALMADI

BBP lideri, Milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu, 25 Haziran 1993 günü kurulan ikinci DYP-SHP koalisyon hükümetini, 1.Tansu Çiller Hükümetini, devlet yetkililerini, siyasileri ve mülkü idare amirlerini, Aziz Nesin ve çıkabilecek provokasyonlar konusunda uyarmıştı. Aynı zamanda Sivas milletvekili de olan Yazıcıoğlu, Pir Sultan Abdal etkinliklerinin merkeze alınması, ardından Aziz Nesin’in Sivas’a geleceğini öğrenmesi üzerine “eyvah” demişti. Şimdi birileri “Sivas’ı yangın yerine çevirebilir” diyerek, endişelerini arkadaşlarıyla paylaşmıştı. Bir Sivaslı olarak, Sivas’ın hassas yapısını biliyordu. Derhal yetkilileri uyararak, Aziz Nesin ve etkinlikler konusunda bir kez daha düşünmelerini salık vermişti. Muhsin Yazıcıoğlu, tıpkı (3-4 Eylül 1978) yılında yaşanan kanlı Sivas olaylarının bir benzerinin yaşanmaması için üstüne düşen tarihi görevi yapıyor, Sivas Valisi’ne ve yetkililere, “yapmayın, etmeyin, bu adamı bu şehre getirmeyin” diyordu. Yazıcıoğlu, iç ve dış mihrakların Aziz Nesin’i bahane ederek, provokasyonlar yaptırıp, Sivas’ı karıştıracaklarını sezinliyordu. 12 Eylül 1980 öncesi gençlik liderliği yapmış, fırtınalı yılları yaşamış, tecrübeli bir siyaset adamı olarak Yazıcıoğlu, istenmeyen olayların çıkacağını ve ülkenin kaosa sürükleneceğini görüyor ve devlet yetkililerini provokasyonlara karşı ısrarla uyarıyor, uyanık olmaya çağırıyordu. BBP liderine, bu noktada ciddi duyumlar geliyordu. Bir siyasi parti lideri olarak, Sivas halkını tahriklere kapılmamaya, sağduyulu olmaya çağırıyordu. Yazıcıoğlu, Sivas olaylarından bir süre önce, Sivas il teşkilatına talimat vererek, dikkatli olmalarını, kalabalık grupların içine girmemelerini, tanımadıkları, bilmedikleri kişilere karşı uyanık olmalarını, yapılacak herhangi bir gösteride, hiçbir partilinin bulunmamasını açık bir şekilde söylüyordu. Zaten parti yöneticileri de sokaktaki vatandaş gibi tedirgindi. Bu gerilim, Sivas’taki bütün siyasi grup ve çevrelerde de vardı. Çünkü herkes, Aziz Nesin ve etkinlikler yüzünden olayların........

© Habererk