Trump Sonrası mı, Trump Çağı mı?
Son yıllarda küresel siyasetin en tartışmalı figürlerinden biri olan Donald Trump etrafında dönen gelişmeler, sadece bir liderin kişiliğiyle açıklanamayacak kadar karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Bu tabloyu anlamak için “derin devlet”, “kontrol edilen lider” gibi kavramlardan ziyade, daha soğukkanlı ve tarihsel bir çerçeveye ihtiyaç var.
Öncelikle şu iddiayı ele alalım: Trump’ın sistem tarafından “servis edildiği” ve kontrol edilmek istendiği düşüncesi. Tarihsel olarak Amerika Birleşik Devletleri gibi kurumsallaşmış demokrasilerde, devlet aygıtı tek bir merkezden yönetilen monolitik bir yapı değildir.
Aksine; Pentagon, istihbarat kurumları, finans çevreleri ve siyasi partiler arasında zaman zaman örtüşen, zaman zaman çatışan güç odakları vardır. Trump’ın yükselişi bu güçlerin ortak bir planından çok, sistem içindeki çatlakların bir sonucu olarak görülebilir. 2016’da ortaya çıkan popülist dalga, küreselleşme karşıtı tepki ve elitlere güvensizlik, Trump gibi bir figür için uygun zemini hazırladı.
Trump’ın “dengesiz” olarak algılanmasının nedeni ise klasik siyasetçi profilinden sapmasıdır. Ancak bu sapma, onu sistem dışı değil, sistemin bir semptomu haline getirir. 20. yüzyılın sonlarından itibaren ABD’de artan ekonomik eşitsizlik, orta sınıfın erozyonu ve kültürel kutuplaşma, daha keskin ve norm dışı liderlerin önünü açmıştır. Bu anlamda Trump, bir neden değil, bir sonuçtur.
İran meselesine gelirsek: ABD-İran ilişkileri onlarca yıldır kriz üretmeye yatkın bir hat üzerinde ilerliyor. Trump döneminde bu gerilimin artması (nükleer anlaşmadan çekilme gibi adımlarla) aslında yeni bir stratejiden çok, ABD dış politikasındaki “şahin” geleneğin bir devamıydı. Burada da kişisel irrasyonellikten ziyade, iç politikaya oynayan sert güç söylemi belirleyici oldu.
Peki........
