menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tarafsızlık Değil, Sorumluluk Zamanı

10 0
10.03.2026

“Taraf olmamak, bertaraf olmaktır.”

Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve tarihî atmosfer, bu sözün sıradan bir siyasi slogan değil, bir gerçeklik tespiti olduğunu göstermektedir. Çünkü öyle bir zamandayız ki; tarafsız kalma iddiası çoğu zaman sorumluluktan kaçmanın kibar bir ifadesi haline gelmiştir.

Cumhuriyetimizin, demokrasimizin ve parlamenter sistemimizin ciddi biçimde aşındığı bir dönemde yaşıyoruz. Kuvvetler ayrılığının zayıfladığı, devlet geleneklerinin yıprandığı, siyasal kurumların güven kaybına uğradığı bir ortamda “ben taraf değilim” diyebilmek lüks değildir.

Çünkü mesele bir parti meselesi değil; devlet düzeninin geleceği meselesidir.

Cumhuriyet Mücadelesi Dağınık Yürütülemez

Tarihe baktığımızda büyük siyasi dönüşümlerin hiçbirinin dağınık hareketlerle gerçekleşmediğini görürüz.

Türk milletinin İstiklâl Harbi bile farklı şehirlerde birbirinden kopuk hareketlerle değil, Ankara merkezli bir siyasi ve askerî irade etrafında başarıya ulaşmıştır.

• 1946’dan sonra demokrasiye geçiş süreci siyasi partiler üzerinden yürümüştür.

• 1980 sonrası demokratik restorasyon yine siyasi merkezler aracılığıyla gerçekleşmiştir.

• Avrupa’daki demokratik dönüşümlerin tamamı da siyasi partiler ve ittifaklar üzerinden gerçekleşmiştir.

Yani siyaset, bütün kusurlarına rağmen toplumsal değişimin meşru ve etkili aracıdır.

Bugün de Cumhuriyet’in yeniden güçlendirilmesi, parlamenter sistemin ihyası ve devlet kurumlarının yeniden dengelenmesi için bir toplanma merkezine ihtiyaç vardır.

Siyasetsiz Değişim Mümkün Değil

Bazı çevreler siyaseti küçümsemeyi veya siyasetin dışında bir kurtuluş aramayı alışkanlık haline getirmiştir.

Oysa modern devlet düzenlerinde değişim:

• Sosyal medya tartışmalarında değil,

• Dağınık bireysel tepkilerle değil,

siyasi örgütlenme ve sandık yoluyla gerçekleşir.

Bu nedenle rasyonel düşünen herkes şunu kabul etmek zorundadır:

Cumhuriyetin yeniden güçlendirilmesi hedefi siyasetsiz gerçekleşemez.

Toplanma Merkezi Meselesi

Peki bu mücadele hangi merkez etrafında yürütülecektir?

Bugün elimizdeki siyasi tabloya baktığımızda, Cumhuriyetin kurucu değerlerini savunan, parlamenter sistemin yeniden kurulmasını açıkça dile getiren ve millî devlet fikrini merkezine alan bir siyasi yapı olarak İYİ Parti öne çıkmaktadır.

Burada mesele bir siyasi taassup değildir.

Mesele rasyonel bir değerlendirmedir.

Aynı özlemleri, aynı idealleri ve aynı endişeleri taşıyan insanların ortak bir siyasi merkezde buluşması bir tercih değil, bir zorunluluktur.

Bu Bir Keyfiyet Değil, Mecburiyettir

Cumhuriyetin geleceği söz konusu olduğunda birliktelik keyfî bir tercih değil, yaşamsal bir sorumluluktur.

Bu nedenle kişisel hesaplarla, küçük kırgınlıklarla veya “kaşın gözün hatırına” böyle bir yapılanmayı zayıflatmaya çalışanların farkında olmadan gaflet ve hatta siyasi sorumsuzluk içine düşebileceklerini söylemek gerekir.

Çünkü tarih bize şunu göstermiştir:

Büyük davalar küçük hesaplarla kaybedilir.

Fedakârlık Yapmadan Zafer Olmaz

Cumhuriyetin kurulması da fedakârlık gerektirmiştir.

Bugün Cumhuriyetin yeniden güçlendirilmesi de fedakârlık gerektirmektedir.

Eğer ortak bir hedefimiz varsa, kişisel konforlarımızı, küçük hesaplarımızı ve dar siyasi rekabetleri bir kenara bırakmak zorundayız.

Türkiye’nin yeniden güçlü bir demokrasiye kavuşması için birlikte hareket etmek mümkündür.

Hatta sadece mümkün değil, elzemdir.

Bu çerçevede bakıldığında İYİ Parti’nin, Cumhuriyetin yeniden güçlendirilmesi ve parlamenter sistemin ihyası için bir toplanma merkezi haline gelmesi Türkiye siyaseti açısından tarihî bir fırsattır.

Ve bu fırsat doğru değerlendirilirse, Türkiye’nin demokratik geleceği adına yeni bir sayfa açılabilir.


© Habererk