menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Biri bana anlatsın

10 0
01.04.2026

Hayatım boyunca kendimi anlatmayı tercih etmedim. Ne yazılarımda ne de sosyal medyada şahsıma dair bir hikâye paylaşmadım.

Hep milletimin, vatanımın ve Türklüğün meselelerini konuştum.

Ama bugün bir istisna yapıyorum. Çünkü anlamakta zorlandığım bir mesele var. Ve bu mesele karşısında, kendi aklımdan şüphe eder hâle geldim.

Lisans tahsilimi teknik üniversitede yaptım. Mühendisim.

Özel sektörde üst düzey yöneticilik görevlerinde bulundum. Sıfırdan yatırımların, kurdelası kesilene kadar tüm sorumluluğunu üstlendim. Markalaşan yatırımlarım oldu. Hayatım boyunca vergi levham oldu.

Kamu nitelikli birliklerde hem kurucu üye hem de başkan olarak görev yaptım. Sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptım.

Siyasetle olan 55 yıllık ilgimi ve görevlerimi beni tanıyanlar bilir. Yıllardır gazete, dergi ve sosyal medyada ki hesaplarımdan  iç ve dış siyasi gelişmelere yönelik yüzlerce makale paylaştım.

Tek resmi kamu görevim ise 1977 yılında, rahmetli Gün Sazak Bey’in seçtiği 23 kişilik Gümrük ve Tekel Kontrolörleri Kurulu’nda, 23 yaşındayken üstlendiğim görevdir.

1977 yılında, Türkeş’in seçip eğittiği MHP eğitimciler kurulunda görev aldım. 12 Eylül 1980 darbesine kadar İzmir, Manisa, Uşak, Denizli ve Muğla’da eğitim faaliyetlerini yürüttük.

12 Eylül sonrası, binlerce ülküdaşımla birlikte tutuklandım ve 4,5 yıl Mamak’ta kaldım.

Bugün 71 yaşındayım. Hâlen Zafer Partisi’nde GİK üyeliği görevini yürütmeye çalışıyorum.

Türk milliyetçisiyim. Ülkücü bir dünya görüşüne sahibim.

Bunca yılın birikimine rağmen bugün kendime şu soruyu soruyorum:

Nasıl oldu da “Terörsüz Türkiye” sürecini başlatan “devlet aklını” kavrayamadım? Nasıl oldu da “iç barışı tahkim” stratejisini anlayıp bu sürecin doğruluğuna ikna olamadım?

Türk milliyetçiliğinin tarihi, fikrî disiplini ve değerleri ile bu süreci neden aynı zeminde buluşturamıyorum?

Siz hangi gerekçeyi anlattınız da biz hâlâ anlayamadık?

Bu süreçte attığınız her adım, sarf ettiğiniz her söz, verdiğiniz her karar; milliyetçilerin sinir uçlarına dokundu, mazilerini lekeledi, hatıralarını kirletti, inançlarından şüpheye düşürdü, devletine küstürdü, dinini sorgulattı; çocuklarının, torunlarının önünde başlarını öne eğdirdi.

Ve sonunda “Terörsüz Türkiye süreci”ne karşı olanlar, “terörden yana”, Türkiye’de terörün devam etmesini isteyen hainler olarak gösterilerek suçlanmaya başlandı.

Bir türlü gerekçesini anlatamadığınız, yuvarlak ve hamasi iddialarla süslü laflar attığınız grup konuşmalarınızda ayakta alkışlandınız.

Milletin adını bir türlü öğrenemediği komisyonları, Meclis tüzüğünü çiğneyerek kurdunuz.

“İç barış” dediniz, “kardeşlik” dediniz, “terör bitecek” dediniz. Ama bir türlü altını doldurup gerçek sebebi ve niyetinizi söylemediniz, söyleyemediniz.

Türk milleti, “Ne oluyor ya da ne olacak?” diye düşünürken baktı ki Apo denen idam mahkûmu haine “kurucu önder” payesi verilerek onunla ve örgütü ile masaya oturulup “terörist” ile muhataplık ve meşruiyet oluşturuluyor. Yani “Siz silahı bırakın, terör faaliyetlerini bırakın; ne istiyorsanız gelin görüşelim.” sürecine dönünce işin rengi değişti ve Türk milleti sürecin hiçbir noktasına destek vermedi.

ABD-İsrail, İran’a dünyanın eşkıyası olarak saldırdı; döndünüz, “Bak gördünüz mü? ‘Terörsüz Türkiye süreci’ni başlatmamız ne kadar doğru ve çok önemli bir güvenlik meselesiymiş.” dediniz.

Ne yani; Türk güvenlik güçlerinin yere serdiği ve canlı kalan terörist bölücü unsurların kaçarak ülke dışına çıktığı ABD-İsrail destekli bölücü hareketi, silahsız siyasi yapı olarak muhatap alın; yoksa ne ekonominizi bırakırız ne de sizi milletin içine çıkamaz hâle getiririz, olmadı tepenize biner savaşırız mı dedi birileri?

Ya da “Biz Orta Doğu’da haritaları değiştireceğiz, İran’ın tepesine bineceğiz ve bu coğrafyada Kürtlere alan açacak, sınırları belli yeni bir statü vereceğiz. Bunun için iç barışınızı düzenleyin, yeni duruma hazırlık olarak anayasa ve yasa değişikliklerini yapın; yoksa kötü olur.” diye birileri sizi üstü örtülü tehditle ikna mı etti?

Milletin çoğunluğunun asla kabul etmediği, azınlıkta kalan “Terörsüz Türkiye” destekçilerinin de kamuoyu baskısından korkarak çıkıp ağzını dahi açamadığı bu sürecin sonunda, şimdi önümüzdeki günlerde hangi kanuni düzenlemeleri yapacaksınız?

Türkiye’yi korumak, Türk milletini korumaktır!

Türk milleti kim derseniz; “Ne mutlu Türk’üm diyene!” diye haykıranlardır.

Türk milletini korumak, Türklüğü ve bağımsız Cumhuriyet’i korumaktır.

Türklerin ve Cumhuriyet sevdalısı vatanseverlerin onayı ve desteği olmadan, onlardan gizleyerek; açık açık 40 yıldır kan döken bir terör örgütüne “kurucu önder” tayin ederek, meşruiyet sağlayarak, “Demokratik mücadele yapın, artık silahı bırakın; ne istiyorsanız meydan sizin. Sizin demokratik mücadele etmeniz için hangi kanuni düzenleme istiyorsanız biz yapmaya hazırız.” esas duruşunun tekmilini size kimler verdi?

Dünyada eşi benzeri görülmemiş bir sosyolojik çarpıklığı hayata geçirmeye çalıştığınızın hâlâ farkında değil misiniz?

Bir milletin, bir devletin güvenliği ve bağımsızlığı için atılacak adımların ve alınacak kararların arkasında o milletin milliyetçileri, vatanseverleri olmaz ise ve tam aksine onları huzursuz eden, karşı oldukları kararları almaya adım atarsanız, bu işin arkasında emperyalizmin ayak izleri vardır.

Ve asla başaramazsınız !

1918’de de bu milletin iktidar güçleri benzer adımları atmış, teslimiyet antlaşmaları imzalamıştı. Türk milleti, milliyetçilerinin öncülüğünde o teslimiyet paçavralarını yırtıp attı.

O gün emperyalizmin Anadolu topraklarındaki hedefleri neyse, bugün de aynı hedeflere kilitlenmiş durumdalar.

Eğer bizim emperyalist oyun ve onların hedeflerine hizmet dediğimiz, öyle inandığımız ve ikna edilmediğimiz bir işe siz “ülke güvenliği için şart” diyorsanız ve biz bunu anlamıyorsak, size muhalefet ediyorsak; bizler o zaman elbette “hain” de oluruz, “satılmış” da oluruz, “cahil” de oluruz, siyasi ikbali için emperyal işbirlikçisi de oluruz; boynumuzdaki hilali çıkarıp haç da takmış oluruz; helali bırakıp harama da koşmuş oluruz; hakkı bırakıp küfre de koşmuş oluruz ve işin sonunda Türk düşmanı da olur çıkarız.

Ama ya biz milliyetçiler, vatanseverler, Cumhuriyetçi Atatürkçüler haklıysak?

O zaman siz ne olursunuz?

Fakat sizlere bir hatırlatma yapmamızda fayda var: Bizlerin ne kaybedeceği makamlar, ne kaybedeceği milyarlar, ne kaybedeceği statüler ne de kaybedeceği hanlar, hamamlar, mülkler var.

Tek sahip olduğumuz şey Cumhuriyet ve Vatan! Ve yoluna fedaya hazır olduğumuz bir de canımız var!


© Habererk