menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeni Parti ve Özgür Özel'in pkkya Bakışı Neymiş ki?

49 0
02.08.2026

Türkiye siyaset sahnesemiz, son yılların en kritik ve muğlak ideolojik deneylerinden birine ev sahipliği yapıyor; henüz kuruluş aşamasının sancılarını yaşayan ve baskı ortamında alelacele sahneye çıkma mecburiyetinde kalan Yeni Parti, yayımladığı resmi programıyla daha ilk günden hem hukukçuların hem de siyaset bilimcilerin radarında derin bir fırtınanın kopmasına yol açtı.

Partinin kurucu metni, bir yandan Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğindeki cumhuriyetin kurucu felsefesine, Altı Ok'un ilkesel mirasına ve tam bağımsızlık idealine sadık olduğunu coşkulu bir dille ilan ederken; hemen devam eden paragraflarda çağdaş liberal siyaset teorisinin en radikal ve tartışmalı kimlik formüllerini metnin kalbine yerleştiriyor.

Bu durum, Türk siyasi tarihinde sıklıkla gördüğümüz, herkesi memnun etmeye çalışan ama özünde kendi bindiği dalı kesen bir söylem karmaşasının en net yeni örneğini teşkil ediyor. Siyaset sahnesine "merkez" iddiasıyla çıkıp hem sağcıyı hem solcuyu, hem milliyetçiyi hem de etnik ve cinsel kimlik vurgusu yapan marjinal grupları aynı masada buluşturmayı vad eden bu yapı, daha yola çıkarken en temel soruşturmayla yüzleşmek zorundadır:

Yeni Parti, üniter ve millî bir devlet anlayışını mı savunmaktadır, yoksa kimlikler üzerinden parçalanmış, mozaik görünümlü ve kotalara dayalı bir federatif zihniyete mi kapı aralamaktadır?

Bu ideolojik savrulmanın en somut ve hukuki açıdan en tehlikeli kırılma noktası, şüphesiz ki parti programının vatandaşlık ve millet tanımına yaklaşımında ortaya çıkmaktadır. Mevcut Anayasamızın 66. maddesi, "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür" hükmünü amirdir ve buradaki "Türk" ifadesi asla etnik, ırki veya dışlayıcı bir kökene referans vermez; aksine, bu topraklarda yaşayan herkesi hukuki ve siyasi bir üst kimlik çatısı altında buluşturan en güçlü çimento görevi görür.

Ancak Yeni Parti'nin programı incelendiğinde, bu hukuki gerçeğin bilinçli bir şekilde sulandırıldığı ve esnetildiği görülmektedir. Programda vatandaşlık bağının doğrudan Türklük statüsüyle ilişkilendirilmesinden kaçınılmış, bunun yerine "Cumhuriyetimize yurttaşlık bağıyla bağlı olan herkes eşittir. Türk milleti bu anlayışla tanımlanır" denilerek muğlak ve soyut bir ifade tercih edilmiştir.

Vatandaşlık bağını isimlendirme şeklini "Türklük" olmaktan çıkarıp salt bir "eşitlik" soyutlamasına indirgemek ve Türk milletini de bu soyut anlayışın bir sonucu olarak sunmak, anayasal üst kimlik kavramına vurulan ilk ve en büyük darbedir.

Demokrasi kisvesi altında yapılan bu müdahale, toplumun kurucu unsurlarını eşitlemek adı altında eritme riskini taşımakta ve devleti kuran ana omurgayı tartışmaya açmaktadır. Programın ilerleyen bölümlerinde, "Türkiye İttifakı" adı altında pazarlanan ve toplumun her kesimini kucaklama iddiâsı taşıyan söylem ise, gerçekte bir oy avcılığı manifestosu olarak sırıtmaktadır.

Kurucularının dar bir kadroyla ve baskılar altında bir araya geldiği bilinen bu yapının; solcularla sağcıları, yurtseverlerle milliyetçileri, demokratlarla muhafazakârları aynı çatı altında toplayacağını iddia etmesi, Türk siyasetinin acı tecrübelerinde defalarca hüsranla sonuçlanmış suni koalisyon projelerinin bir tekrarından ibarettir.

Devlet Bahçeli'nin geçmişte dile getirdiği ve kamuoyunda büyük tartışma yaratan, devlet yönetiminin etnik ve mezhepsel kotalarla........

© Habererk