Türkler ve Şiilik
https://www.habererk.com/makale/tarihte-siiligin-antitezi-turkluktur_322232/ makalem olumlu-olumsuz tepkiler aldı. Makalede ifade edilenler tarihi gerçeklerdir. Mezhepçilik yapmak aklımın ucundan geçmez.
Türklerle Müslümanlar ilk kez Emeviler döneminde karşı karşıya geldiler. Bu dönemde, Emevilerin yaptıkları katliamlar ve takip ettikleri mevali siyaseti nedeniyle, çoğu asker olmak üzere çok az Türk, Müslüman oldu. Buna rağmen Türkler Emevi devletinin yıkılmasında ve Abbasi devletinin kurulmasında kilit rol oynadılar.
Abbasilerin uyguladıkları siyaset sayesinde Türklerin İslamlaşması hızlandı. Müslüman olan Türklerin tamamına yakını aynı anda Hanefi oldular. Ali, Hasan, Hüseyin ve Fatma, en çok kullandıkları isimler olmasına, peygamberimizin soyundan gelenlere büyük saygı göstermelerine rağmen, Şii olan Türk yok denecek kadar azdı. Harici olanlarda, Ehli Hadis denilen Şafiiliği, Malikiliği ve Hanbeliliği tercih edenler daha da azdı. İlim ve din adamları içinde Gazali, Buhari ve Tirmizi gibi diğer mezheplere yönelen, hiyerarşi de üst mevkilere yükselen Türk çoktur ama bunlar soydaşları üzerinde müessir olamamıştır.
Türklerin ehli Hadis mezheplere yönelmemesi, bu mezheplerin Arap eksenli olmalarıyla ve coğrafyayla açıklanabilir. Haricilik ise Türkler Müslümanlığı kabul etmeye başladıklarında erime sürecine girmişti. Zaten sürdürülebilir bir inanç değildi. Peki Türkler ehlibeyte büyük saygı ve sevgi göstermelerine rağmen neden Şii olmadılar? Kaldı ki çok sayıda Şii alimi, seyyit ve şerif, Emevi zulmünden kaçtıklarından ve Abbasilerden çekindiklerinden merkezden uzak olan Türk coğrafyasında yaşıyorlardı.
Şiilik hüzün ve acı mezhebidir. Şiiler dün olmuş gibi Kerbela’yı yaşarlar. Ona ağlarlar. Geçmişe odaklıdırlar. Gelecek tasavvurları da cazip değildir. Zira Şiiliğe göre, Şiilere yapılan zulüm sürekli artarak dayanılmaz boyutlara geldiğinde gayba karışan 12. İmam yeryüzüne avdet edecek ve zulüm bitecektir. Zulme rıza göstermek, geçmişte yaşamak Türklerin fıtratına uygun değil. Türkler cihangirdir, fetih odaklıdır.
Oysa Şiiler özetlediğimiz nedenlerle dış mücadeleye değil iç mücadeleye dönüktür. Kerbela’nın ve ehlibeyte yapılanların hesabını, Kerbela’yla ve yapılan eziyetlerle alakası olmayanlardan sormanın peşindeler. Tarihte kurulan Şii devletleri fetih peşinde koşmadılar. Diğer mezheplere mensup olan Müslümanları Şii yapmayı hedeflediler. Düşünün, Fatımiler El Ezher’de yetiştirdikleri on binlerce daiyi İslam coğrafyasına göndererek kargaşa yaratacaklarına, Hıristiyan memleketlere göndererek İslam’ı tebliğ ettirselerdi neler olabilirdi?
Fatımi, Hamdani, Büveyhoğulları devletleri serhatte kurulmuştu. Nereyi fetih ettiler? Nereyi fetih etmek için girişimde bulundular? ‘’Şiiler cihat etmediler’’ demiyorum. Memleketlerine saldırıldığında elbette küffarla savaştılar. Ama İslam’ı yaymak, yeni memleketler ele geçirmek gibi bir hedefleri yoktu. Türklerin Şiiliği tercih etmemelerinin en önemli nedeni budur.
Durumu ilginç bir örnekle izah edeyim. Babür Şah Türkistan’a hakim olma mücadelesinde Özbeklere yenildi. Dağlara çekildi. Şah İsmail Safevi devletini kurunca Şiiliği benimsedi. Safevilerin desteğiyle bazı büyük şehirleri ele geçirdi. Bu şehirlerde hutbeyi kendi adına değil, Şah İsmail’in ve on iki imamın adlarına okuttu. Çaldıran’dan sonra bir kere daha Özbeklere yenilen Babür, üç yıl dağlarda kaçak hatayı yaşadı. Bu dönemde Babürname’yi yazdı, Hindistan’ı fetih planları yaptı. Hindistan’a yöneldiğinde Hanefi’ydi. Devletini Hanefilik üzerine kurdu. Zira içe dönük mücadeleye eksenli olan Şiilik fetihçi değildi, mücahitleri motive edemezdi.
Şah İsmail’e kadar olan dönemde Türkler Hanefi’ydi. Dini birbirinden farklı algılayan kollara mensuptular. Dinin şekli kurallarını en ince detayına kadar yerine getirenlerden, hiç önemsemeyenlere kadar çok zengin bir inanç yelpazesi oluşturmuşlardı. Ortak özellikleri hamleci, dışa dönük ve fetihçi olmalarıydı.
Alevilik ve Bektaşilik bu özellikleriyle Şiilikten tamamen ayrılır. Anadolu’nun, Rumeli’nin ve Kazak bozkırlarının İslamlaşmasında en büyük pay, dini, medreseden çok farklı algılayan, şekli merkeze koymayan Bektaşiliğe, Yeseviliğe, ve Alevi paydasında değerlendirilen tarikatlara aittir. Yeniçeriler Bektaşi’ydi. Başka söze hacet var mı?
Savefi Şeyhi Cüneyt Anadolu ve Azerbaycan’a yaptığı ziyaretlerde, dönemin devletlerinin başta iskan olmak üzere takip ettikleri siyasetlerden memnun olmayan kitlelerin gönlünü kazandı. Ona inanlara, kızıl renkte sarıklar giydiklerinden Kızılbaş dendi. Kızılbaşlar Cüneyt’in torunu İsmail tarafından başlatılan devletleşme hareketine katıldılar ve Safevi devletini kurdular. 16. Yüzyılda Safevi devleti Şiiliği benimseyince, İran’daki diğer halklarla beraber Kızılbaş Türklerinde Şiileşme süreci başladı.
Safevi devletinin hakim olmadığı coğrafyalarda Türkler ve Farslar Hanefi, Kürtler Şafi mezheplerine mensubiyetlerini sürdürdüler. Mesela Türkistan’da 25 milyondan fazla, Şiilerden ayırmak için Tacik denilen Fars yaşıyor. Taciklerin tamamı Hanefi. Bozkırı İslamlaştıran Yesevilik Bektaşilik ve Alevilikle aynı kaynaklardan doğmuş ve beslenmiştir. Yaklaşımları son derece benzerdir. Ama Savefiler hiçbir zaman Türkistan’ı ele geçiremediler. Dolayısıyla Yeseviler Hanefiliğe olan bağlılıklarını sürdürdüler. Savefiler olmasaydı İran’da da tablo böyle olacaktı. Müslüman olan Türklerin hepsi Hanefi olacaklardı ve birleşmek çok daha kolay olacaktı.
2026 senesi itibariyle İran’da 35, Azerbaycan’da 7, Afganistan’da 5 ve Irak’ta 2 milyon dolayında Türk, Şii. Türkiye ile Azerbaycan’ın ‘’iki devlet, tek millet’’ olmasında Şiilik engel teşkil etmedi. Zira Azerbaycan’da Şiilik tamamen folklorik. İlaveten iki devlette laik. Ama mesela Irak’ta Sünni Türklerin tamamı Türkiye çizgisindeyken Şii Türklerin çok azı Türkiye’ye sıcaktır. Afganistan’daki Hazara Türkleri İran taraftarıdır. ‘’Üzerlerinde hiç etkimiz yok’’ denilebilir. İran’ın Şii Türkleri paramparça. Rejimle bütünleşenler var. Şiiliğe inanan ama rejime karşı olanlar var. Şiiliğin tamamen folklorik olduğu kitleler var. Dinin her türlü tezahüründen soğuyanlar var.
Gelecekle ilgili planlar yaparken mezhep farklılığını dikkate almalıyız. Bu farklılık Türklerin birleşmesine, ilişkilerini geliştirmelerine engel olmamalı. Biz Sünnilik güdersek Şii kardeşlerimizde Şiilik güderler. İslam dünyasının hali ortada. Mezhepçiliğin başka bir sonucu olmaz. Bölünür, parçalanırız.
Müslümanların çoğu bir mezhebe bağlı olarak yaşadılar. Bundan sonrada öyle olacak. Bu değiştirilemez. Ama mezhepler kişisel inanç ve yaşam alanı olmalı. Birbirimize mezhebimizi dayatmamalıyız.
