Gurbette kaybolanlar
“Gidiş Vardı, Dönüş Hiç Olmadı”
1960’larda Anadolu’dan Avrupa’ya uzanan yol, sadece kilometrelerle ölçülen bir mesafe değildi; o yol, yoksulluktan umuda, yalnızlıktan hayatta kalma mücadelesine uzanan bir kader çizgisiydi.
Ellerinde küçük bavullar, akıllarında büyük hayaller vardı.
Ama o hayallerin özü sadeydi: Bir traktör parası biriktirip memlekete dönmek.
Gittiklerinde onları ne bir sıcak yuva ne de tanıdık bir hayat karşıladı.
Koğuş misali odalarda, kalabalık ve yabancı bir düzenin içinde yaşamaya başladılar.
Günleri ağır işlerde, geceleri hasretle geçti.
Sofralarında çoğu zaman soğan, ekmek, patates ve makarna vardı.
Etin ne olduğunu bilmeden, çaresizlikten köpek maması yedikleri günler bile oldu.
Bu, sadece yoksulluğun değil, yabancılığın da hikâyesiydi.
Bir soğanı anlatabilmek için kabuğunu götüren, yumurta isterken tavuk gibi gıdaklayan insanlar vardı.
Balı tarif etmek için parmağını ağzına götürüp tatlıyı, sonra arı sokmasını taklit edenler…
Bunlar birer anekdot değil, insanın anlaşılma ihtiyacının en yalın hâliydi.
Para biriktirdiler,........
