menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Birbirimizi Kaybetmeden Farklı Kalabilmek…

10 0
29.08.2026

Bir toplumun gerçek gücü, herkesin aynı düşünmesinde değil; farklı düşünen insanların birbirinin hukukunu koruyabilmesindedir. Çünkü birlikte yaşamak aynılaşmak değildir. Aynı dine, aynı dünya görüşüne, aynı siyasi düşünceye veya aynı hayat tarzına sahip olmak zorunda değiliz. Fakat aynı ülkenin insanları olarak birbirimizin insanlık onuruna saygı göstermek zorundayız.

Ben Müslümanım, inançlıyım. Fakat inancımın siyasi, ekonomik veya kişisel çıkarların aracı hâline getirilmesine karşıyım. Çünkü din benim için insanın vicdanıyla, ahlakıyla ve Yaradan’la kurduğu ilişkinin adıdır. İnanç; makam kazanmanın, oy toplamanın, insanları susturmanın veya toplumu kamplara ayırmanın aracı olduğunda manevi değerini kaybetmeye başlar. Dindarlık iddiasının ölçüsü yüksek sesle konuşmak değil; adaletli olmak, kul hakkından sakınmak, yetimin hakkını korumak, yalan söylememek ve kendinden olmayana da hakkını teslim edebilmektir. İnancını yaşamayan insanın özgürlüğünü savunabilmek de inancın ahlakıyla çelişmez.

Ben Atatürkçüyüm ve Cumhuriyetçiyim. Çünkü Cumhuriyeti yalnızca bir yönetim biçimi olarak değil, yurttaşlık bilincinin ve bağımsız yaşama iradesinin tarihsel kazanımı olarak görüyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamanın da onu sloganlara hapsetmekten daha büyük bir sorumluluk olduğuna inanıyorum. Atatürkçülük benim için başkasının inancıyla, kıyafetiyle veya hayat tarzıyla mücadele etmek değildir. Akla, bilime, eğitime, bağımsızlığa, çağdaşlaşmaya ve millet egemenliğine sahip çıkmaktır. Cumhuriyeti savunmak, Cumhuriyet adına insanlara nasıl yaşamaları gerektiğini zorla kabul ettirmek anlamına gelmemelidir. Cumhuriyetin yurttaşı özgürleştiren niteliği, ancak farklı yurttaşların eşit hukukunu koruyabildiğimiz zaman anlam kazanır.

Ben demokratım. Fakat demokrasi benim için yalnızca sandık değildir. Sandık demokrasinin vazgeçilmez unsurudur ama tek başına demokrasi değildir. Demokrasi; çoğunluğun yönetme hakkının yanında azınlıkta kalanın yaşama, konuşma, eleştirme ve itiraz etme hakkının da güvence altında olmasıdır. Benim desteklediğim düşünce iktidardayken hukuk gerekli, karşıt düşünce iktidardayken gereksiz değildir. Hukuk tam tersine, en çok birbirimizi sevmediğimiz zamanlarda gereklidir.

Ben özgürlükçüyüm. Ama özgürlüğü sınırsız bir bireysel ayrıcalık olarak görmüyorum. Benim özgürlüğüm başkasının hayatını, onurunu ve hakkını ezmeye başladığında orada artık özgürlükten değil, tahakkümden söz edilir. Düşünce özgürlüğünü savunurken başka insanların düşünme hakkını yok sayamayız. Kendi yaşam tarzımıza müdahale edilmesine karşı çıkarken başkasının yaşam tarzına müdahale edemeyiz.

Türkiye’nin önemli toplumsal sorunlarından biri tam burada ortaya çıkıyor: Kendimiz için istediğimiz hakkı, bizden olmayana vermekte zorlanıyoruz.

Dindar, kendi inancına saygı bekliyor ama bazen inanmayanın tercihine aynı hoşgörüyü göstermiyor. Seküler insan kendi yaşam tarzının dokunulmazlığını savunuyor ama bazen........

© Habererk