CHP’nin mutlak butlan hamuru daha çok su kaldırır
Cumhuriyet Halk Partisi’nde mutlak butlan kararına rağmen alevlenerek devam eden kriz, yüzeyde bir kurultay ve liderlik tartışması gibi görünse de, gerçekte çok daha derin bir yapısal kırılmaya işaret etmektedir. Bugün tartışılan mesele genel başkanın değişmesi, kurultayın iptali ya da parti içi hiziplerin rekabetinden ibaret değildir.
CHP’de ortaya çıkan tablo siyasal meşruiyet, örgütsel ahlak, kamusal kaynakların kullanımı, parti içi güç ilişkileri ve muhalefetin dönüşümü gibi birçok başlığın iç içe geçtiği kapsamlı bir kriz alanı üretmiştir. Bu nedenle süreci hukuki, siyasi ya da ideolojik bir çerçevelerden birisiyle açıklamak eksik kalmaktadır. Yaşananlar, aynı anda hem kurumsal hem etik hem de sosyolojik bir çözülme tartışmasını beraberinde getirmektedir.
Krizin merkezinde yer alan temel iddia, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı sürecinde delegelerin iradesinin çeşitli maddi imkânlar ve çıkar ilişkileri üzerinden şekillendirildiğidir. Bazı delegelere para, telefon, tablet, konut, yakınlarını belediyelerde işe yerleştirme, pavyona götürme veya çeşitli kişisel menfaatler sağlandığı, bunun da kurultay sonucunu etkilediği yönündeki iddialar ciddi bulunduğu içindir ki mutlak butlan kararı çıkmıştır.
Daha kritik olan ise bu çıkarların belediyeler ve kamusal imkanlar üzerinden örgütlenen bir siyasal ağ üzerinden sunulmasıdır. Dolayısıyla tartışmanın merkezinde “kongre hukuku” değil, doğrudan “siyasal yozlaşma” meselesi bulunmaktadır.
CHP uzun yıllar boyunca siyasette kendisini kamusal etik, kurumsallık, hukuk devleti ve liyakat söylemlerinin taşıyıcısı olarak konumlandırdı. Kamu kaynaklarının iç iktidar mücadelesinde kullanılması, siyasal sadakat ağları oluşturulması, kamunun siyasal güç üretiminde araçsallaştırılması, nepotizm gibi hususlar ve bunlara ek olarak kişisel ahlaki zafiyetler CHP içerisindeki kavganın şekillendirmektedir.
Bu nedenle CHP içerisindeki ayrışmayı “eski kadrolar ile yeni kadrolar arasındaki mücadele” olarak okumak yeterli değildir. Asıl kırılma, siyasetin hangi ahlaki sınırlar içerisinde yürütüleceğine ilişkin anlaşmazlıktır. Parti içerisindeki önemli bir kesim, son yıllarda özellikle büyükşehir belediyeleri üzerinden oluşan ekonomik ve idari gücün, örgütsel dengeyi bozduğunu düşünmektedir. Belediyelerin yerel hizmet üreten kurumlar olmaktan çıkıp parti içi nüfuz ve sadakat üretim mekanizmalarına dönüşmesi rahatsızlıkları artırmaktadır…
Siyaset sosyolojisi açısından bu durum şaşırtıcı değildir. Parti örgütleri büyüdükçe ve özellikle yerel yönetimler üzerinden ciddi ekonomik........
