III. Darius, Merkez Asya ve Asimetrik İran-İsrail-ABD Savaşının 18. Günü
MÖ 331’de Makedonya Kralı İskender, Pers İmparatoru III. Darius’u Gaugamela’da büyük bir meydan savaşına ikna ederken; teknik üstünlük sayesinde Persler ve III. Darius kaybetmiş, İskender için antik tarihçiler Arrianus ve Quintus Curtius Rufus şöyle yazmıştı: “İskender için Babil’e girmesi, çıkmasından daha zor bir imparatorluk olmuştu” Belki bu bağlamda Merkez Asya sınırlarından çıkmayı denerken ilk defa emperyal bir yenilgi alan İranlıların tarihi; vasî lokal güçler dışında Merkez Asya fikrinden yıllarca kopamayan bir devlet geleneğiyle bütünleşti ve bugünlere ulaştı. Tıpkı antik Gaugamela savaşı gibi Osmanlı döneminde de pek çok örneği bulunan konvansiyonel yenilgiler, İran’ı antik dünyadan beri Merkez Asyacı ve harp konsepti itibarıyla da 20. yüzyıldan beri birkaç istisna dışında asimetrik bir savaş doktrinine itti. Diğer yandan Büyük İskender’in Babil’i işgal ettikten sonraki emperyal genişleme dalgaları her seferinde büyük isyanlar, afetler ve salgınlarla tamamlanamayan Helenistik ütopyanın asırlarca ispat edilmiş başarısızlığıyken; çağımızda ABD’nin Merkez Doğu’ya ilgisinin 1948 Arap-İsrail savaşları ile başladığını söyleyebiliriz. Soğuk Savaş döneminin hemen ardından Körfez Savaşı, Afganistan Savaşı ve Çöl Tilkisi gibi konvansiyonel savaşlarla devam eden süreç, iki rasyonel gerçeği yani petrol ve İsrail rejiminin bölgedeki varlığını, belki de ABD emperyalizmi için az önce bahsini ettiğimiz antik tarihçilerin lanetli kehanetinden ABD’ye uzanan süreci binlerce yıl sonra hatırlamaya değer kılacaktır.
Günümüze gelecek olursak, kamuoyunda On İki Gün Savaşı olarak takip ettiğimiz İran’a karşı ABD ve İsrail rejiminin Körfez Savaşı’ndan beri ilk defa icra ettiği yoğun hava harekâtı, İran’ın nükleer silah programını bahane ederek sınırlı operasyonel hedeflerin tahrip edilmesini amaçlamıştır. Fordow, İsfahan ve Natanz nükleer tesisleri başlıca hedeflerdi. İran’a karşı derin darbe (deep strike) hava harekâtı düzenleyen ABD ve İsrail rejimi, İran altyapısını hedef almakla kalmayıp; Siyonist rejimin İran’ın nükleer kapasitesine ve gizlilik mimarisine nüfuz edebilme güçlüğü karşısında ABD’nin B-2 stratejik bombardıman uçaklarıyla destek verdiği, İran’ın ise asimetrik savaş doktrininin gereği olarak balistik füzelerle karşılık verdiği bir tablo ortaya koydu. Altı çizilmesi gereken ve maalesef daha vahim........
