İstanbul’un geleceği ve Haydarpaşa Cami projesi
İstanbul, derin bir tarihsel birikime sahiptir. Bir şehri okumak, zor bir iştir. İstanbul’u okumak ve anlamak, bütüncül bir yaklaşımı, mekânsal hafızayı kavramayı, şehrin taşıdığı kültürü iyi bilmeyi gerektirir.
Camiler, ibadethaneler ve mezarlıklar, bir şehrin hafızasının sürekliliğini sağlayan; mekân ile zaman arasında hayatı düzenleyen, insanın anlam dünyasını şekillendiren kurucu unsurlardır. Dolayısıyla cami, belirli bir ihtiyaca cevap veren mimari yapı ya da bir işleve indirgenemez.
İslam şehri kurulurken, cami merkeze yerleştirilir ve işe camiden başlanır. Camiler, insan ile mekân, birey ile toplum ve geçmiş ile gelecek arasındaki çok katmanlı ilişkilere süreklilik sağlayan bir sembolik yapıdır. İslam şehir geleneğinde camilerin mihrabının yöneldiği Mekke-i Muazzama’daki Kâbe-i Şerif yeryüzünün kalbidir: insanlık için kutsi, evrensel bir istikamet, hayatın da kıblesidir. Bu yüzden Kâbe-i Şerif ve Mescid-i Nebevi, her şehrin düzeninin ve ortak hayatının eksenini belirleyen kurucu bir ilkedir; İslam şehir düşüncesinin mekânsal ve toplumsal teşkilatlanmasını sağlayan, şehre ruh veren temel referans noktalarıdır.
Hz. Peygamber sallahu aleyhi vesellem tarafından inşa edilen Mescid-i Nebevi, hem bir ibadet alanı, hem de toplumsal hayatın düzenlendiği yönetim merkezi; birlik, düzen ve dayanışmanın sağlandığı, eğitim ve yargının kurumsallaştığı çok işlevli bir merkezdi. Bu yüzden cami, parlamento olarak şehir hayatı ile ibadet arasındaki ayrımı ortadan kaldıran özgün bir model sunar. Bu bağlamda cami, İslam şehirlerinde kutsal bir mekân olmakla birlikte kamusal hayatın kalbi, sosyal ilişkilerin düğüm noktası ve kentsel formun kurucu öğesidir. Bu nedenle camileri okumak ve anlamak, evet bir mimari yapıyı kavramaktır ama aynı zamanda bir medeniyet tasavvurunu, bir hayat felsefesini ve kolektif bir yaşam biçimini anlamak anlamına gelir. Kısaca camiler, fiziksel boyutuyla mimari bir yapıdır ama aynı zamanda metafiziksel boyutu da vardır. İstanbul’a metafizik pencereler açan bu tecrübe, Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan çok katmanlı mimari geleneğin ve İslam tarihi mirasının sürekliliği içinde daha da derinleşir.
Bir Osmanlı şehri olarak İstanbul’da camiler, İslam’ın medeniyet anlayışı çerçevesinde, hem ibadet mekanı, hem de siyasi, iktisadi ve sosyal hayatın,........
