Stratejide Zaman Unsuru- Fay Hatlarında Savaş ve Antlaşma
Stratejinin en önemli maddi olmayan unsuru/ veya vektörü zamandır. Bu maddi olmayan hatta kendiliğinden bir kuvvet ifade etmeyen zaman unsuru kendi dışındaki unsurları anlamsızlaştırabilir. Özellikle bir büyük varoluş savaşı verecek milletler için küçük gecikmeler veya ön almalar irade edilen sonucu değiştirebilir, bozabilir veya sakatlayabilir. O yüzden, bir mücadele için adım atmadan önce üzerinde bulunduğumuz zemininin iyi etüt edilmesinde, değişkenlerin dinamik bir şekilde tespit edilmesinde yarar vardır. Zaman bu zeminin yaratılış boyutudur; zaman olmazsa maddi zafer de olmaz, ve zamanın bu tesiri değiştirilemez, iptal edilemez. Zamansızlık eşyanın da (Olayların, olguların, beşeri ve maddi imkanların, vb) ölümünün adıdır.
Eşyanın hakikatine uygun davranan büyük ve küçük bütün güçler zamanın doğasıyla tezat teşkil etmeyecek adımlar atarlar. Zaman bazen mahir bir cambazın üzerinde durduğu ip kadar incelir. Bazen son nefesini veren bir ceylanın kalbi ölçüsünde daralır. Bazen de bir okyanusun bereketli derinlikleri gibi genişler. Zamanın her değişiminde ortama uygun adımlar atmak, doğru tercihlerde bulunmak gerekmektedir. Ancak, şunu iyi bilmek gerekir ki, hiçbir zaman kesiti mutlak bir istikrar barındırmadığı genel hükmünün yanında bazı zaman kesitleri daha da istikrarsız, oynak ve hareketli fay hatları üzerinde olabilirler.
SURİYE’DE GELİŞEN OLAYLAR
Halihazırda Suriye Geçici Hükümetinin bizzat kendi güçleri ile hukuki ve idari kanadı altındaki dağınık güçlerin Halep'in üç büyük mahallesinde yürüttükleri askeri operasyonlar neticesinde bölgedeki PYD/ YPG unsurları Fırat'ın doğusuna tahliye edilmişlerdir. Askeri bölge ilan edilen mahallelerdeki bazı kabul edilemez olaylar da uluslararası basın kuruluşlarınca servis edilmiştir. Ancak, bunlar şimdilik anlamlı tepkilerle karşılaşmamıştır. Şam Geçici Hükümet Güçleri de bu kez Kuzey Suriye’nin Fırat nehrinden önceki daha doğuda bulunan yerleşim birilerini boşaltmak üzere harekete geçmişlerdir. ABD'nin İsrail'in güvenliğinin sağlanması karşılığında yapılan bir anlaşma neticesi önceki ve şimdiki müttefiki DSG PYD YPG güçlerine Eski düşmanı ve yeni müttefiki HTŞ bileşenlerinden oluşan Şam Yönetimine entegre olmalarını, karşı saldırılar yapmamalarını istemiştir. Dostluk ve düşmanlık hasımlık ve müttefiklik ilişkilerinin üst üste gelmeleri gibi hasımlık ve müttefiklik periyotlarının kısa oluşları da dikkat çekicidir.
Suriye'nin Kuzeyindeki olaylara bakıldığında bir çoğumuz durumu Türkiye'nin lehine görmekteyiz. Bunun dayandığı gerçeklik zemini de az bir şey değildir. Fırat’ın batısında Geçici Şam Yönetimi ve bizim de desteklediğimiz paramiliter unsurlar hakim olmuşlardır. Bu bölgeden başka bölgelere bir göç hareketi de başlamış durumdadır. Şam Güçlerinin DSG'nin hakim olduğu başka bölgelere de saldırılarda bulunacağı değerlendirilmekteydi.
Ancak, Fırat’ın batısı için onay veren Amerika’nın Fırat’ın doğusu için benzer bir onay verip/ vermeyeceği bir kesinlik taşımamaktaydı.
Olayın başka boyutları olsa da benim muhayyilemde güç terazisi metaforu vardır. Bu terazinin ucunu Amerika tutmaktadır. Terazinin bir kefesinde DSG ve diğer kefesinde ise Şam’a bağlı dağınık bir gruplar birliği vardır. Amerika bunlardan herhangi bir güç dengeleri değiştirecek şekilde ilerler ise Amerika diğer kefeye ağırlığını koymaktadır. Bu senaryo bugüne kadar çok tekrarlanmıştır, ama önümüzdeki günlerde daha çok tekrarlanacaktır. Amerika bugünkü politikaları gereği Şara Hükümetinin kefesine küçük bir ağırlık koymuştur. Belki ileride bu terazinin kefelerine Türkiye ve İsrail; Türkiye ve vekil Arap ülkeleri güçleri; İsrail ve Vekil Arap ülkeleri güçleri; vs konulacaktır. Amerika bu yöntemle bölgedeki az sayıdaki askeri gücüyle ters orantılı olarak daha büyük bir güç üretecektir. Bu gücün hammaddesi ise bölgede birbirlerine karşı savaşan güçler olacaktır.
Suriye'deki gelişmelere paralel olarak, Türkiye'de yürüyen “süreç” ve buna ilişkin yapılacaklar listesinin “Suriye’deki durum netleşene kadar” askıya alındığı beyan edilmiştir. Bu askıya alınma sürecinin sonuçları üzerinde düşünmeye değerdir.
Suriye’de Amerika açısından ne değişmiş olabilir? Zira, Amerika lojistiğini kendi sağladığı bir güce (DSG için ABD kongresinden 2026 bütçesi onaylandı) daha geriye çekilmesini önermektedir.
Suriye Savaşının ilk yıllarında Kuzey Suriye ile ilgili farklı planların konuşulduğu başına yansımıştı. O yılların genel havasını ve ortamını tanımlamaya çalışırsak farklı bir denge ve şartlar bütünü ile karşılaşırız. Suriye Savaşının çıkış nedenleri üzerine nadir, resmî ve açık bilgilerden biri Fransız Dış İstihbarat Servisi Başkanının Fransız Senatosunda yaptığı açıklamadır. Bu açıklamasında Başkan o dönemde (2010 gibi) Amerika’nın Esad’a Katar gazının Suriye üzerinden Akdeniz’e bir boru hattıyla transferini önerdiğini, Esad’ın bunu büyük müttefiki Rusya’ya sorduğunu, Rusya’nın olumsuz cevabı üzerine de Amerika’ya hayır dediğini, bu cevabın hemen akabinde de Suriye’de iç savaşa evrilecek bir iç karışıklığın çıktığını vurgulamaktadır. Bu o dönemin büyük bölgesel konjonktürüne de çok uygundur. Zira Katar gazının Akdeniz’e çıkarılmasından sonra en büyük alıcısının Avrupa olacağı aşikardır. Halbuki o dönemde Avrupa’ya doğal gaz satma tekeli büyük oranda Rusya’nın elimdedir. Özellikle Kuzey ve Güney boru hatlarıyla Rusya ve Avrupa ülkeleri büyük ölçüde entegre olmuş durumdadırlar. Rusya bu tekelinin kırılmasını istememektedir.
Bu durum, Kuzey Suriye hattının bir bütün olarak Amerikalıların eline geçmesinin engellenmesini ön plana çıkarmıştır. Bu nedenle, dönemin Rus stratejisinin de olumlamasıyla Türkiye Kuzey Suriye’de belirli bir derinliğe kadar inme hakkını elde etmiştir. Bunu yaparken hava savunma kalkanımız olmamasına karşın Rus ve Amerikan saldırısı olmamıştır. Bu tür bir saldırı bildiğiniz gibi İdlip çevresindeki gözleme noktalarından birine Rusya tarafından yapılmış, ciddi sayıda şehit verilmiştir.
BUGÜN DEĞİŞEN DENGELER
Ancak, geçen 15 yıl içerisinde büyük küresel ve bölgesel değişimler yaşanmıştır. Mesela Çin artık bir kutup ülkesi ve challenger (Meydan okuyan) bir güç olarak ortaya çıkmış, Rusya Suriye'den çekilmiş, birçok Avrupa ülkesi Rusya’dan doğalgaz alımlarını ciddi azaltmışlar ve bir doğalgaz ihracatçısı olarak ortaya çıkan Amerika’dan LGN tedarik etmeye başlamışlardır. Hatta Türkiye bile daha hesaplı Rus gazı yerine Amerika’dan büyük oranda (Amerika’nın küresel LNG ihracatının % 12,7’sine tekabül etmektedir) LNG ithaline karar vermiştir. Buna yönelik en son ABD ziyaretinde 45 milyar dolarlık uzun vadeli doğalgaz tedarik anlaşması imzalanmıştır.
Önümüzdeki süreçte Doğu Akdeniz hidrokarbon yataklarından da yararlanacak olan büyük Amerikan enerji şirketleri yeni bir enerji denkleminin kurulmasını sağlayacaklardır. Muhtemelen bunu yaparken de enerji şirketleri ABD ordusunun korumasında ilerleyeceklerdir. Bunun emarelerini şimdiden görmekteyiz, özellikle Yunanistan’da Amerika’nın askeri yığınağı Doğu Akdeniz gazının çıkarılması, işletilmesi, depolanması ve ihraç edilmesi Amerikan ordusu ve donanmasının himayesinde olacaktır. Amerika'nın Doğu ve Orta Avrupa'daki Ülkelere konuşlandırdığı savunma füze sistemleri güneye indikçe Doğu Akdeniz güvenliği ile de ilişkilendirilmektedir.
Dolayısıyla bugün artık Avrupa ve periferisi için asıl gaz tedarikçisi ABD olacaktır.. Dolayısıyla dün Suriye’den Akdeniz’e bir doğalgaz boru hattı isteyen ABD bugün artık bunu istememektedir. Avrupa için ABD’nin........
