İhmallere ve Liyakatsizliğe Maruz Kalan Şiddet
Başlık biraz tuhaf gelebilir. Şiddet nasıl ihmallere ve liyakatsizliğe (yetersizliğe) maruz kalabilir diye. Ancak, konuyu geliştirdikçe yaşadığımız facianın sebebinin tam da ihmallerin, liyakatsizliğin diğer sebeplerin önünde yer aldığını görmekteyiz. Yoksa sadece bu iki sebebin olmadığı açık. Hatta elbette ki şiddete karşı bir ana politikanın, bir ana iradenin olmaması en başat sebeptir. Ancak, ana politika oluşturmaya zamanın ve yolun uzak olması, ana politika oluşturulsa bile ciddiyet, özen ve liyakatin gerekliliğini göz önüne alarak bu başlığı uygun gördüm. Vakıa diğer sebepler gibi ana politikanın oluşturulmamış olması da -iyi niyete rağmen- kasıtlı ihmal ve liyakatsizlikten ziyadesiyle etkilenmektedir. Geçtiğimiz hafta yaşadığımız iki elim hadiseden, iki katliamdan, iki ağır kayıplardan sonra bu yazıyı yazma konusunda açık düşündüm, çok tereddütte kaldım. Acının büyük ve infialin yüksek olmasından dolayı söylenecek sözlerin yanlış anlaşılma olasılığı ve riski göz korkutucu idi. Diğer yandan bu konuda herkes sorunun bir tarafını ele almakta ve doğal olarak ele aldığı yönü de tartışmasız birinci önem derecesinde görmekteydi. Ancak, sorunun doğru tartışılması, şiddetin her yönüyle anlaşılması ve doğru tedbirlerin alınması, yanlış ya da zayıf ihtimallerin elenmesi çözüm için en başta gerekli olanlardır. Eğer bu kadar canın kaybına sebep olan sorunu bugün konuşmayacak isek ne zaman konuşacaktık. Zira başka zamana ertelediğimizde konunun unutulup gitme ihtimali hayli yüksekti. Elimizden geldiği kadar konuyu karmaşık hale getirmeden toplum tarafından anlaşılır kılmaya ve yalın bir şekilde çözümü ortaya koymaya çalışacağım.
İKİ SALDIRIYA MÜNFERİT SALDIRILAR DENEBİLİR Mİ?
İki olayın da iki gün içinde meydana gelmesi milletçe hepimizi yasa boğmuş, dikkatlerimizi çekmiştir. Sanki iki olayın beklenmedik bir şekilde meydana geldiği havası oluşturulmaya çalışılmıştır. Halbuki bu iki saldırıya gelinceye kadar son yıllarda bir dizi acı olay yaşanmıştır. Bu olaylarda bazen gözbebeğimiz çocuklarımızı bazen de öğretmen ve müdürlerimizi kaybettik. Bu olayların listesini yazacak değilim. Biraz basını takip edenler bu saldırıları, acı kayıpları, bizi öfkelendiren tavırları, vb hatırlayacaklardır. Bunların da ötesinde basına yansımadığı, polise ya da yargıya aksetmediği için kamuoyunun bilgisinde olmayan o kadar çok sayıda tehdit, taciz, tecavüz, yaralama, baskılama, akran zorbalığı, uyuşturucu satışı ve kullanımı, vb vardır ki, bunların bir listesini tutmak neredeyse imkansızdır. Yani bu son iki saldırı bir süredir oluşan zehirli ve olumsuz bir gençlik ekosisteminin, eğitim ekosisteminin bir parçasıdır, uzantısıdır.
Modern bilimin kavramları ile ifade edersek bir “güvenliksizlik iklimi” oluşmuş durumdadır. Bu durum o kadar feci sonuçlara yol açmaktadır ki, saldırı ve tehdit gibi suçlar belli bir çevredeki insanları etkilerken bunda bir “güvenliksizlik iklimi” oluşmuş ise bu bütün toplumu, özellikle de “kırılgan toplum” olarak adlandırılan çocukları, kadınları, yaşlıları, engelli bireyleri, korunmasız bireyleri, vb etkilemektedir. Nitekim Urfa/ Siverek ve Maraş’ta okullara yapılan saldırılardan ve yapılan katliamlardan sonra Türkiye genelinde ailelerde çocuklarını okula göndermeme ve çocuklarda ise okula gitmeye korkma durumu ortaya çıkmıştır. Genel olarak bir ortam değerlendirmesi yapacak olursak, bir süredir toplumsal ortam güvenlik açısından alarm vermekteydi. Özellikle okul çevrelerinde şiddet, uyuşturucu, özellikle kız öğrencilere yönelik çeşitli düzeylerde tacizler dikkati çekmekteydi. Üniversite aşağısı eğitim kurumlarında ise akran zorbalığı çok sık konuşulur olmuştu.
Eğitim kurumlarının idareci ve öğretmenleri, yerel kolluk kuvvetleri, mülki ve yargı makamları bu alanda ortaya çıkan güvenliksizlik olaylarına karşın tatmin edici bir başarıya sahip değillerdi. Doğrusu böyle bir başarı için her aktörün talep ettiği yetkiler, öne sürdüğü haklı veya haksız mazeretler de vaki idi. Şunu da ilave etmek gerekir ki, eğitim kurumlarındaki güvenlik genel toplumsal güvenlik ekosisteminin bir parçasıydı. Benzeri güvenliksizlik riskleri genel atmosferde olunca mikro ortamlarda güvenlik beklemek de çok rasyonel değildi. Başlıktaki soruya bir cevap verirsek, genel anlamda bu iki saldırı da uzmanları açısından sürpriz olmamıştır. Olmamasını istediğimiz ama adım adım olgunlaşan bir facianın tahakkuku olmuştur.
İDARİ VE TEKNİK GÜVENLİK PROSEDÜRLERİ AÇISINDAN BU SALDIRILAR TESADÜF MÜDÜR?
Açık ve kesin bir şekilde hayır. Her iki olayda da basına yansıyan ve kamuoyuna akseden bilgilere göre Urfa Siverek’teki saldırının yapılacağı Okul Müdürü tarafından emniyet birimlerine bildirilmiş, onlar da savcılığa bildirmişler, ancak saldırgan şahıs enterne edilmemişti. Saldırıdan sonra Emniyet birimlerinden ve ilçe milli eğitim birimlerinden açığa almalar olmuştur. Ancak, bütün bu tedbirler 16 kişi yaralandıktan, okulda ciddi bir terör havası yaşandıktan sonra alınan inisiyatiflerdir. Maraş’taki okul katliamı ise Siverek saldırısının ertesi günü yapılmıştır. Saldırıyı yapan şahıs 14 yaşında, sorunlu ve şiddete eğilimli olduğu rehber öğretmeni, veliler, görevden alınan eski okul idarecileri, babası, annesi ve çevresi tarafından bilinen bir sekizinci sınıf öğrencisidir. Bizzat babası tarafından psikoloğa götürülmüş, okul idaresi tarafından yetkili makamlar uyarılmış, ancak bir sonuç alınamamış, herhangi önleyici bir tedbir alınmamıştır. Saldırganın sosyal medya mesajları, Amerika’da bir okul baskını yapan saldırganın fotoğrafını profil fotoğrafı olarak kullanma gibi açık belirtiler yok sayılmıştır. Babanın ihmali ve yetkili makam sahiplerinin ihmal ve liyakatsizliği büyük bir facianın kapısını açmıştır. Belki de kimse böylesi bir katliamı beklememişti. Özellikle babanın saldırıdan kısa süre önce saldırganı il emniyet müdürlüğünün poligonuna atış talimi için götürmesi, poligon sorumlularının buna izin vermesi ya da en azından üst makamlara bildirmemeleri ciddi bir sorun olarak görülmektedir.
Akedemiya maalesef yetersizdir. İleri seviye güvenlik çalışmaları için yetişmiş öğretim görevlisi yanında bu eğitimlerin verileceği yeterlilikte bir öğrenci kitlesi de maalesef bulunmamaktadır. Bilimsel çalışmalar ile saha uygulaması arasında arayüz programı bulunmamaktadır. Regülatör ve güç aktarıcı her iki alanı da bilen saha liderleri maalesef çok nadir görülmektedir, yok denecek kadar azdır.
Bir dönem üzerinde durulan Toplum Destekli Polislik birimleri........
