Şule Yüksel Şenler’in kavgası sürüyor!
Kahramanlarımızı yeni nesillere tanıtmak ve anlatmak konusunda çok başarılı değiliz. Çeşitli vesilelerle gittiğim üniversitelerde bazı isimleri özellikle gençlere soruyorum. Ne acıdır ki birkaç kişiden başka cevap veren olmuyor.
Çoğunluğunu kızlarımızın oluşturduğu bir ilahiyat Fakültesi söyleşisinde Şule Yüksel Şenler’in yeteri kadar hatırlanmıyor olması beni yaralamıştı.
Bu sebeple yakın zamanda yayına giren Şule dizisi bende ayrı bir heyecan uyandırdı. Şehir dışında olmam hasebiyle gala davetine iştirak edememiştim. Ama sonrasında izleme imkânı buldum. Yapımcısı da yönetmeni de var olsun. Kendilerini yürekten alkışlıyorum.
Bir kahramanımızın yeniden hatırlanmasına vesile oldukları için onlara minnettarız. Bir diziden ne olacak deyip geçmemek gerekiyor.
Çağında soylu savaş veren yiğit bir kadına hakkettiği saygıyı yeniden sunmamıza vesile oldu mezkûr dizi. Büyük bir boşluğu doldurdu.
Müslüman Anadolu insanın bu topraklarda verdiği var olma savaşına bütün varlığıyla katılan kahramanlardan biriydi Şule Yüksel Şenler. Boşuna savaşmadı.
O, bütün yıkıntılar arasında yeniden ayağa kalkabileceğimizi, yeniden dirilebileceğimizi, özümüze dönerek yeniden kimlikli ve kişilikli bir millet olacağımızı gösterenlerden oldu. Bir nesli yeniden ayağa kaldırmak için kalemi de kelamı da etkili bir şekilde kullandı. Yazıları da konuşmaları da gönüllerde ayrı bir yer buldu. Attığı tohumlar meyveye durdu. Bugün konforlu koltuklarından bakanlar, Şule Hanım’ın verdiği mücadelenin değerini anlamakta zorlanabilir. Bu sebeple geçmişi iyi bilmek ve asla unutmamak gerekiyor. Peygamber Efendimiz hakkında kaleme aldığı yazılar için bile uyarılar aldı ama asla geri adım atmadı.
Özgürlük zamanlarında konuşmak kolaydır. Esas olan, zor zamanda sözü söylemektir. Şule Yüksel bunu başardı. Zindanları, işkenceleri, iftiraları göze aldı.
Bunların hepsine maruz kaldı ama hiçbir zaman yılmadı. Hatta hakkında çıkarılan affı reddedip, “Bu şahsi davam değil.” diyerek mücadelesinin bir fertten öte ümmet meselesi olduğunu ilan etti.
O yıllar zor yıllardı. İnançlı gençlik bir köşeye itilmiş, başörtüsü büyük bir tabu hâline getirilmişti. Başörtüsü, “Ayşeler, Fatmalar” diye küçümsenen, alt tabakaya ait bir sembol gibi gösterilmiş;........
