Çocuk akranlarıyla büyür ekranla değil!
Cumhuriyet Bayramımızı kutladığımız tam da bugün, Türkiye Cumhuriyetimizin içinde bulunduğu ikinci asırda daha müreffeh ve daha çağdaş bir güce kavuşması için şüphesiz birinci argüman eğitim…
İşte konu eğitim olunca istedim ki, bu alanın sadece ülkemizde değil dünyadaki saygın bilim insanlarından birisi olan ODTÜ öğretim üyesi değerli Hocam Prof.Dr.Soner YILDIRIM ile buluşup bu anlamlı günde verimli ve öğretici bir söyleşi ile ülkemizin ikinci asrına ve aydınlık yarınlarına küçük de olsa bir katkıda bulunmak istedim…
Değerli Hocam öncelikle Haber7.com okuyucuları adına katkılarınız için öncelikle size teşekkür ederek sorularıma başlamak istiyorum.
Çocuklara öz düzenleme becerisi ne düzeyde ve nerede verilmeli? Hadi, lafı dolandırmadan sorayım Değerli Hocam: “Anne-babalar evde veremedikleri becerileri ve disiplini öğretmenlerimizden ve okuldan mı bekliyorlar acaba?”
Aslında çok önemli bir konuya değindin, sevgili İsmail. Çünkü öz düzenleme becerileri ile öğrenme arasında önemli bir ilişki var. Peki çocuk bu öz düzenleme becerilerini nasıl kazanıyor? Belki de en önemli soru bu. Aslında bu becerileri erken yaşlarda kazanıyor çocuklar. Özellikle 3 ve 6 yaş aralığında çocuklara verilen basit sorumluluklar, onların öz düzenleme becerilerinin de hızla gelişmesini sağlıyor. Mesela çocuk oyuncağı ile mi oynadı, topla; yemeğini yedikten sonra tabağını kaldır; üstünü başını katla; yatağını düzelt gibi basit sorumluluklar ve görevler çocukların öz düzenleme becerilerinin gelişmesine çok katkı yapıyor. Fiziksel ortam düzenlemesi yapabilen çocuklar, yaş ilerledikçe bilişsel düzenlemelerini de daha kolay yönetebiliyorlar. Bu da çocukların öğrenme alışkanlıklarının ve disiplinlerinin gelişmesinde çok önemli bir faktör.
Ancak günümüzde aileler, çocuklara bu basit sorumlulukları vermenin ötesinde neredeyse her işi onlar için yapmaya kalkıyor. Hatta çocukların karşılaştığı hayattaki basit problemleri bile aileler çözmeye kalkıyor. Durum böyle olunca çocuk okula geldiğinde öğrenme ile ilgili yaşadığı her türlü güçlükte ailesi tekrar devreye giriyor ve çocuğun büyümesine, olgunlaşmasına ve sorumluluk almasına asla fırsat vermiyorlar. Bu durum okullar üzerinde korkunç bir baskı yaratıyor.
Şunu unutmayalım: Çocuk geliştikçe daha iyi öğreniyor; yani gelişim, bilişsel gelişimle birlikte paralel ilerliyor. Çocuğun sosyal-duygusal gelişimi bilişsel gelişiminden bağımsız değildir. O yüzden çocuğun gelişimine bir bütün olarak bakmamız gerekiyor. Biz çocuklarımıza sorumluluk vermeyerek onların sosyal ve duygusal gelişimlerinin önünde engel oluşturarak aslında bilişsel gelişimlerinin de önünde bir engel oluşturuyoruz. Ailelerin bu gerçeği bir an önce fark etmesi ve çocuklarının önündeki her türlü problemi ya da engeli kaldıran ya da çözen aile tipi olmaktan çıkıp çocuklarına gerekli sorumluluğu, görevleri ve inisiyatif kullanma özelliklerini bir an önce kazandırmaları gerekiyor. Bu işin okulda, öğretmen tarafından, özellikle okul ve öğretmen tarafından tek başına başarılması maalesef imkânsız.
Sizin meşhur mahalle metaforunuz var. Mahallede büyüyen çocuklar ile AVM’de büyüyen çocukları kıyasladığınız… Nedir bu metaforun aslı?
Modern yaşamın dayattığı bir gerçek var: Artık çocuklar akranları ile birlikte ya da büyük aileler içinde, kardeşleri, kuzenleri, büyük dedeleri, büyük anneleri ile birlikte büyümüyorlar. Birçok çocuk maalesef tek başına büyüyor ve bu bizim doğamıza oldukça aykırı. Çünkü bizler sosyal canlılarız. Bizler ancak akranlarımızla birlikteyken birbirimizi gözlemleyerek, taklit ederek gelişiyoruz ve öğreniyoruz. Eminim bunu sen de kabul edeceksin. Artık çocukların........
