menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kurumsallaşmaya eleştirel bir bakış

10 0
29.01.2026

Kurumsallaşma, sosyal yapıların, normların ve rollerin zaman içerisinde kalıcı ve "sorgulanmadan kabul edilen" gerçeklikler haline gelme süreci olarak tanımlanabilir. Bu süreç fiziksel yapıların inşasından çok, bu yapıların toplumun zihniyet dünyasında meşruiyet kazanması ve bireysel eylemi olabildiğince minimalize eden bir “sosyal olgu-güç" olarak yerleşmesini içerir.

Kurumsallaşma fikri yüzeyde düzen, süreklilik ve rasyonellik vurgusu yapıyor gibi görünse de özünde güçlü bir liderlik eleştirisi barındırır. Buna göre, kararların kişisel sezgilere, karizmaya ve iradeye dayandığı her durumda sistemin kırılganlaştığı varsayılır. Lider, hataya açık, duygusal dalgalanmalara yatkın ve keyfi müdahaleler üretme potansiyeli taşıyan bir risk faktörü olarak yeniden tanımlanır. Dolayısıyla kurumsallaşmanın hedefi lideri nötralize etme, etkisini sınırlama ve mümkünse görünmez kılmadır. Kısaca, bu bir anti-kahraman teorisidir, ideal değildir, liderliğe karşı ehven-i şer görülen bir mekanizmadır.

Ancak, kurumsallaşma kavramının popülerleşmesi, sosyal bilimlerdeki bu lider-kurum ikilemi tartışmalarının değil, iş dünyasında yaşanan bazı krizlerin sonucudur. Kurucu patronların yaşlanıp ikinci kuşağın işbaşına gelmeye başladığı, yönetim yetersizliğinin artıp aile şirketlerinin dağılmaya yüz tuttuğu dönemlerde kurumsallaşma bir kurtuluş reçetesi olarak sunulmaya başlamıştır. 2000’li yıllara girerken, özellikle büyük ölçekli şirket pratiklerinde, kurumsallaşma profesyonel yönetim, yazılı prosedürler, görev tanımları, iç denetim ve performans sistemi ile eşanlamlı hale gelmiştir. Bu artık analitik bir kavram olmaktan çıkarak normatifleşmiş ve bir anlamda ahlaki bir üstünlük göstergesine dönüşmüştür. Kısaca, ironik bir şekilde kurumsallaşma kavramının bizatihi kendisi de kurumsallaşmıştır.

Kavram portföyüne bu “sihirli kelimeyi” alan amatör sosyal bilimciler de toplumsal olan her şeyin kurumsallaşabileceği yanılsamasına girmişlerdir. Bugün için kavram öyle hoyratça kullanılmaktadır ki eleştirel düşüncenin yokluğu, değişime karşı direnç gibi olgular bile kurumsallaşamamanın bir sonucu olarak açıklanmaktadır. Kurumsallaşmayı akıl, düzen ve ilerlemenin doruk noktası olarak gören bir anlatı ortaya çıkmıştır. Oysa, bu anlatının bütününe bakıldığında, en azından psikoloji penceresinden, birçok rahatsız edici öğeyi içinde barındırdığı gözlenmektedir.

Kurumsallaşmanın Görünmeyen Psikolojisi

Anlatılar kurumsallaşmayı olgunlaşma, rasyonelleşme ve istikrar ile eş anlamlı sunmaktadır. Halbuki psikolojik düzlemde kurumsallaşma, insanın bilişsel sınırlılıkları, duygusal kırılganlıkları ve belirsizlik karşısındaki tahammülsüzlüğünün yan ürünü olarak ortaya çıkar. Yani kurumsallaşma, insanın güçlü yanlarının değil, zayıf yanlarının sistemleşmiş halidir. Bu açıdan bakıldığında kurumsallaşma bir çözüm değil, bir baş etme stratejisidir (coping strategy).

Kurumlar düşünme yükünü azaltmak için inşa edilen yapılardır.

İnsan zihni karmaşık dünyayı sürekli yeniden yorumlamaya uygun değildir.........

© Haber7