Bölgesel çatışma, küresel enerji krizi: Yeni dönemin güç mücadelesi
Orta Doğu’da tansiyon, Şubat 2026’nın son günlerinde yaşanan ABD-İsrail koordineli saldırıları ve ardından gelen İran misillemeleri ile yeni bir eşiğe taşındı. Bölgesel bir çatışma gibi başlayan süreç, kısa süre içinde Gulf hattından Doğu Akdeniz’e, hatta küresel enerji lojistiğine uzanan bir güvenlik ve fiyatlama krizine dönüştü.
Çatışmanın “Çekirdeği” Ne?
Gündemdeki tablo üç katmanlı ilerliyor:
• ABD-İsrail ekseni: İran’ın askeri/stratejik hedeflerine yönelik yüksek yoğunluklu operasyonlar ve devam sinyali.
• İran’ın misilleme kapasitesi: Füze/İHA saldırıları, bölgesel vekil unsurların devreye girmesi ve deniz-ticaret hattına baskı.
• Coğrafi genişleme riski: Lübnan hattında Hizbullah üzerinden tırmanma; Körfez’de tanker güvenliği ve liman operasyonlarına yansıyan kırılganlık.
Bu yapı, “tek bir cephede savaş”tan ziyade çoklu cephe/çoklu etki üretiyor: ava sahası güvenliği, deniz ticareti, finansal risk primi, enerji arzı.
Etki Altında Kalan Ülkeler: Kim Nasıl Pozisyon Alıyor, Nereden Etkileniyor?
ABD-İran-İsrail ekseninde tırmanan gerilim, yalnızca üç ülke arasındaki askeri bir hesaplaşma olarak kalmıyor; Körfez’den Doğu Akdeniz’e ve Kızıldeniz’e kadar geniş bir coğrafyada enerji güvenliği ve ticaret akışlarını doğrudan etkiliyor. Bu süreçte etki altında kalan ülkelerin pozisyonu, çoğu zaman siyasi söylemden önce enerji altyapısının korunması ve deniz trafiğinin güvenliği üzerinden şekilleniyor.
Körfez ülkeleri — Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Umman — açısından en kritik başlık Hürmüz Boğazı ve çevresindeki gelişmeler. Tankerlerin zarar görmesi, bazı gemilerin beklemeye alınması ve artan risk uyarıları, petrol ve LNG sevkiyatında gecikmelere yol açarken sigorta maliyetlerini de yukarı çekiyor. Bu durum, fiili bir arz kesintisi yaşanmasa dahi, enerji fiyatlarının “risk primi” üzerinden yükselmesine neden oluyor. Özellikle Umman açıklarında yaşanan tanker saldırıları ve Duqm çevresindeki güvenlik olayları, çatışma alanının yalnızca dar bir boğaz hattıyla sınırlı kalmayabileceğini, Körfez’in daha geniş bir coğrafyasına yayılma potansiyeli taşıdığını gösteriyor. Kuveyt’te ABD askeri varlığına yönelik saldırı iddiaları ve kayıpların doğrulanması ise, bölgedeki yabancı askeri unsurların doğrudan hedef haline gelebildiğini ortaya koyarak güvenlik algısını daha da kırılganlaştırıyor.
Irak ve Suriye hattı ise enerji piyasası açısından iki nedenle önem taşıyor. Birincisi, ABD ve koalisyon güçlerinin varlığı nedeniyle üslerin hedef olma riski ve bunun oluşturduğu güvenlik primi. İkincisi ise kara lojistiği ve boru hattı........
