menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Temerküz: Dijital çağda merkezini kaybetmeden yaşamak

11 0
13.06.2026

Bir insan kendine nasıl yabancılaşır?

Birdenbire olmaz bu. Yavaş yavaş, fark ettirmeden ilerler. Önce bir alışkanlık yerleşir, sonra bir tane daha. Dikkat dağılır, vakit erir, iç ses gürültüye karışır. Bir sabah bakarsın; ekran açık, akış sürüyor, fakat sen kendi merkezinde yoksun. Ne tam oradasın ne tam burada. Kendine ait merkez kaybolmuş, yerine sürekli akan bir düzen geçmiş.

Dijital çağ bu kaybı başlatan tek sebep sayılamaz. Yine de bu kaybı hızlandıran, derinleştiren ve çoğu zaman görünmez kılan güçlü bir zemin oluşturuyor.

Her çağ kendi imkânıyla gelir, kendi imtihanını da yanında taşır. İçinde yaşadığımız çağ ikisini birden yapıyor: bilgiye erişimi hızlandırıyor, mesafeleri kısaltıyor, öğrenme ve üretme imkânlarını çoğaltıyor. Doğru kullanıldığında büyük bir nimet. Ölçü kaybolduğunda ise dikkati dağıtan, zamanı parçalayan, mahremiyeti incelten ve insanı kendinden uzaklaştıran büyük bir imtihan.

Asıl soru şu: Bu çağın içinde merkezimizi koruyabilecek miyiz?

TEMERKÜZ VE MERKEZ ARAYIŞI

Temerküz, bir noktada toplanmaktır. Zihnin savrulmadığı, kalbin yorulmadığı, hayatın gelişigüzel akmadığı bir merkez hâli. İnsan neye temerküz ederse hayatını da onun etrafında kurar yavaş yavaş. Merkezde ne varsa dikkat ona yönelir, vakit ona akar, alışkanlıklar ona göre şekillenir.

Merkezde ekran varsa hayat ekranın ritmine göre dağılır. Merkezde kulluk şuuru, ahlâk, ilim ve insan kalma derdi varsa ekran da o merkeze göre yerini bulur.

Temerküz ile yabancılaşma birbirinin zıddıdır. Biri toplar, diğeri dağıtır. Biri insanı kendine yaklaştırır, diğeri uzaklaştırır.

İnsan merkezini kaybettiğinde yalnız dikkatini kaybetmez; zamanını, sükûnetini, dilini, mahremiyetini ve iç denge duygusunu da kaybetmeye başlar. Hayatın merkezinde ne varsa insanın hâli de ona göre biçimlenir. Merkez dağıldığında bakış da dağılır. Bakış dağıldığında yön duygusu zayıflar.

Merkezini bulan insan, çağın gürültüsü içinde yolunu daha kolay seçer.

PERGELİN HATIRLATTIĞI ÖLÇÜ

Pergel, bu dengeyi görünür kılan güçlü bir semboldür. İnce, metal iki ayak. Biri yere saplanmış, hareketsiz ve kararlı. Diğeri geniş daireler çizen, çevreyi tarayan, ufku yoklayan bir hareket içinde. Bu iki ayağı bir arada tutan, açıklığını ayarlayan, ölçüsünü bozdurmayan bir mafsal.

Bir ölçüm aracı. Aynı zamanda derin bir hayat metaforu.

Sabit ayak toprağa tutunur. Ne fırtına onu kolay sarsar ne rüzgâr. Hareketli ayak çevresini tarar; uzaklara uzanır, yeni daireler çizer, ufku yoklar. Mafsal ise bu iki ayağı birbirine bağlar, açıklığın ölçüsünü korur, hareketi savrulmaya bırakmaz. Üçü birlikte çalıştığında ortaya düzgün bir çember çıkar. Ne eksik, ne taşkın. Ölçülü, dengeli, anlamlı.

Sabit ayak olmadan merkez kaybolur. Hareketli ayak olmadan ufuk daralır. Mafsal gevşediğinde açıklık bozulur, çizilen daire dağılır.

Bizim çağımız da böyle bir pergeli çağırıyor. Bir ayağı hakikatte sabit, öteki ayağı insanlığın hayrına açılan, iki ayağını irfan ve hikmetle ölçüde tutan bir pergel. Kökü olan, ufku olan. Ölçüsü olan, cesareti olan.

Merkez, ufuk ve ölçü… Pergel bu üç hakikati aynı anda taşır.

Her insan ve her medeniyet, değişen dünya karşısında üç şeye muhtaçtır: Kaybolmayacağı bir merkez, daralmayacağı bir ufuk ve bu ikisini ölçüde tutacak bir hikmet. Pergel, bu üç ihtiyacı aynı sembolde toplar.

Mevlânâ bu ruhu asırlardır diri tutar:

“Pergelin iğneli ayağı sabittir benim dinimde; diğer ayağıyla yetmiş iki milleti dolaşırım.”

Kökten kopmadan dünyaya açılmak. Merkezini kaybetmeden ufku genişletmek. Kendi hakikatinden güç alarak başka dünyaları tanımak.

Mimar Sinan da aynı dengeyi şöyle dile getirir:

“Tıpkı bir pergel gibi bir ayağım sabit olarak merkez ve çevreyi gözlemledim; yay çizerek görgümü artırmak için diyarlar gezdim.”

Biz de bu yazı dizisinde aynı metaforu teknoloji çağının ahlâkî sorularına taşıyoruz.

Sabit ayağımız iman, fıtrat, ahlâk, âhiret, aile, vatan, ümmet, mahremiyet, edep ve kulluk şuurudur. Hareketli ayağımız ilim, tecrübe, teknoloji, üretim ve insanlığın hayrına açılma cehdidir. Bu iki ayağı birbirine bağlayan mafsal ise irfan ve hikmettir.

İrfan kökü diri tutar, hikmet açılımı ölçüye bağlar.

Biri bizi merkeze çağırır, diğeri hareketimizi istikamete kavuşturur. Pergel bize şunu hatırlatır: Kapanmadan açılmak, dağılmadan genişlemek, savrulmadan yürümek mümkündür.

DİJİTAL HAYATIN İLMİHALİ VE SORULAR

Dijital çağda dikkatin nasıl işgal edildiğini, zamanın nasıl eridiğini, dilin nasıl sertleştiğini ve iradenin nasıl zayıfladığını düşünmek zorundayız. Bu arayışta medeniyetimizin bize sunduğu ilmihal fikri özel bir anlam kazanıyor. İlmihal, insanın hâlini bilmesidir; gündelik hayatını iman, ibadet, ahlâk ve sorumluluk ölçüleriyle düzenlemesidir. Bugün gündelik hayatımızın büyük bir kısmı ekranla temas içinde geçiyorsa, bu temasın da bir adabı, bir ölçüsü ve bir muhasebesi olmalıdır. Bakarken, yazarken, paylaşırken, susarken ve vakti kullanırken aynı kulluk bilinci devreye girmelidir.

Bu muhasebe şu sorularla başlayabilir:

Ekran hayatımızda hangi yeri işgal ediyor?

Dijital alışkanlıklarımız bizi daha dikkatli, daha merhametli, daha edepli ve daha sorumlu kılıyor mu?

Ailemizle aynı evde gerçekten aynı hayatı paylaşabiliyor muyuz?

Çocuğumuza yalnız yasak mı koyuyoruz, yoksa ona ölçü ve iç denetim mi kazandırıyoruz?

Sosyal medyada yazdığımız söz, kalbimizdeki ahlâkı doğru temsil ediyor mu?

Vaktimizi tüketiyor muyuz, yoksa bereketlendiriyor muyuz?

Bu soruların her biri dijital çağda daha sahih bir duruşa........

© Haber7