‘Şiddet sömürgeciliğin zorunlu temelidir’
Hardt ve Negri, ‘Sömürgeciliğin Diyalektiği’ni şöyle çerçevelemişlerdir:
“Sömürgeci temsillerin mantığında, sömürgeleştirilmiş ayrıksı bir ötekinin inşası ile kimlikle başkalığın birbirinden ayrılması, paradoksal bir biçimde mutlak ve son derece yakın şeyler olarak karşımıza çıkar.
Aslında süreç diyalektik anlamda birbiriyle bağlantılı iki momentten oluşmaktadır.
İlk momentte farklılığın uç noktaya kadar itilmesi gerekir. Sömürgeci imgelemde sömürgeleştirilenler sadece medeniyetin dışına kovulmuş Ötekiler değildir. Aksine Öteki, mutlak bir yadsıma, ufkun en uzak noktası olarak kavranır veya üretilir. (…) ‘Zenci doğası ve eğilimleri sadece Avrupalılarınkinden farklı olmakla kalmayıp onların tam tersi olan bir varlıktır. Nezaket ve şefkat onun kalbinde bastırılamaz ve ölümcül bir nefret uyandırır. Ama kamçılar, hakaretler ve küfürler onlarda minnettarlık, düşkünlük ve bozulmaz bir bağlılık yaratır!’ Köleliğin kaldırılmasını savunan bir broşüre göre köle sahiplerinin zihniyeti işte budur. Avrupalı olmayan öznenin hareket etme, konuşma ve düşünme tarzı Avrupalıların tamamen zıddıdır.
(…) İkinci momentte benliğin temeli olarak tersine çevrilmesi mümkün olur. Diğer deyişle sömürgeleştirilmiş ötekinin kötülüğü, barbarlığı ve ahlaksızlığı, Avrupalı benliğin iyiliğini, medeniliğini ve edebini mümkün kılan şeylerdir. Başta tuhaf, yabancı ve uzak görünen şeylerin böylece çok yakın ve derin olduğu görülür. Sömürgeleştirilenleri tanımak, onları görmek, hatta onlara dokunmak, bu bilgi ve temas sadece........
© Haber Vakti
