menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çocuk istismarında Çin’in günah galerisi

12 41
16.02.2026

Epstein dosyalarının dünya kamuoyunu kasıp kavurduğu şu günlerde çocuk istismarı meselesi yeniden gündemde. Konuya duyarlı kimi sosyal medya kullanıcıları yayınladıkları paylaşımlarla çocuk istismarına karşı duydukları tepkiyi ortaya koydular. Çokça yapılan paylaşımların birinde; orak çekiçli kızıl Çin bayrağının önünde Xi Jinping’in fotoğrafı yer alıyor ve altında da “Çin’de çocuk istismarının artık ölüm cezasıyla cezalandırılacağı duyuruldu. Türkiye’de bu suça idam gelsin diyorsan sen de sessiz kalma, paylaş!” ifâdelerine yer veriliyordu.

Binler hatta on binlerce kişinin iyi niyetle paylaştığında şüphe bulunmayan bu tür sosyal medya paylaşımları, aslında çocuk istismarı konusunda sabıkası epeyce kabarık bir rejimin, aslında istemeden de olsa övülmesi anlamına geliyordu. Bazı haber sitelerinde aynı bağlamda Çin Yüksek Mahkemesi’nin çocuklara istismarda bulunan üç kişiye idam cezası verdiği ve bunu da çocuklara yönelik ağır suçlarda “sıfır tolerans” politikası çerçevesinde uyguladığı şeklindeki övücü haberler de peş peşe gelmeye başlayınca kamuoyunun nasıl yaman bir gafletin pençesinde debelendiği iyice ortaya çıkmış oldu. Bu durum insanların, Çin’in özellikle Doğu Türkistan’daki Uygur çocuklara uyguladığı sistematik istismar konusunda yeterli bilince veya bilgiye sahip olmadığını ortaya koydu ne yazık ki. O hâlde Çin’in bu konudaki günah galerisine kısaca göz atmakta yarar var.

Çin’in çocuk kaçakçılığı ve organ ticareti Çin’in Doğu Türkistan’daki çocuk istismarı, uzun yıllardır dünya kamuoyunun dikkatini çeken çok ciddi bir konu. Çin hükûmetinin medya üzerindeki sansür politikası, bu konunun tartışılmasına ve yeteri kadar duyulmasına engel oluyor. Hâl böyle olsa da, konuya duyarlı insan hakları örgütleri ve bazı bağımsız aktivistler, yaptıkları çalışmalar sonucunda, Çin'in Doğu Türkistan’da çocuk kaçakçılığı ve organ ticareti gibi ciddi suçlar işlediğini ortaya koymuştur. Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (HRW) 2022 yılı raporu, Doğu Türkistan’daki Uygur çocukların, yasa dışı çocuk kaçakçılığı ve organ ticareti suçlarına maruz kaldığı belirtilmiştir. ABD Dışişleri Bakanlığının 2019 yılı raporuna göre ise Çin, en dehşet verici insan kaçakçılığı uygulamalarının görüldüğü ülkelerden biri olarak gösterilmiştir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) gibi dünya çapında faaliyet gösteren çeşitli sivil toplum kuruluşları, Çin’de her yıl on binlerce çocuğun kaçırıldığını kayıtlara geçiriyor. Çin hükûmeti bu konuda sınırlı bilgi paylaştığı için tam sayıyı kestirmek mümkün değil. Kaçırılan çocukların insan ticareti yapan küresel şebekelere satılarak yasa dışı bir şekilde evlat edindirildiği, fuhuş bataklarına satıldığı veya organ ticaretine kurban edildiği belirtiliyor. Çocukları ortadan kaybolan aileler bir iz bulmak ümidiyle Çin makamlarına müracaat ettiğinde ise, çocuklarına dair herhangi bir iz bulmak şöyle dursun, kendileri de uydurma bir suç isnadıyla gözaltına alınabiliyor.

The China Tribunal Gazetesi tarafından 2019 yılında yayımlanan bir rapora göre, zorla organ nakli uygulamalarında özellikle Uygur çocukların hedef alındığı belirtilmiştir. Yine aynı rapora göre, Çin’deki organ bağış sistemi, talebi karşılayacak bir gönüllü bağış ağına sahip olmadığı için özellikle Uygur ve diğer Müslüman toplumlarına mensup çocukların organları kara borsada satılarak zengin Çinliler ve yabancı alıcılar için ticari bir malzemeye dönüştürülüyor. 2020 yılında yapılan bir araştırmada, Çin'deki yasa dışı organ nakli pazarının yıllık değerinin 1 milyar dolara yaklaştığı ifade edilmiştir.

Uygur çocukların asimile edilmesi İnsanlığın kanayan yaralarından Doğu Türkistan’da bugün 1 milyondan fazla Uygur çocuğu Çin’in asimilasyon politikalarının kıskacında. Ailelerinden zorla koparılan masum yavrular, sayısı 4 bini aşan toplama kamplarında sadece köklerinden koparılmakla kalmıyor, her türlü cinsel taciz ve işkenceye de maruz kalıyor. Uluslararası Af Örgütü’nün bu konuda yayınladığı çok detaylı raporlar var. Af Örgütü’nün raporlarına göre çocukların zorla tutulduğu bu işkence ve hızlandırılmış asimilasyon kamplarının sayısı 2017’den bu yana her geçen gün artıyor. Uygur çocukların toplama kamplarında tutulduğunu raporlayan bağımsız araştırmacılardan biri olan Alman Adrian Zenz; kameralar, dikenli teller ve barikatlardan oluşan birden çok katmanla korunan bu kamplarda 1 milyondan fazla çocuğun tutulduğunu ve üstelik bunların önemli bir kısmının da 10 yaşın altında olduğunu tespit etmiştir.

Çin Hükûmetinin adına çocuk eğitim kampı dediği ama aslında hızlandırılmış birer asimilasyon kampı olan bu Çin işi hapishanelerde körpecik Uygur balalarının ana dillerini konuşmaları, kültürlerini ve inançlarını öğrenmeleri zinhâr yasak. Hapishane benzeri kamplarda çocuklara revâ görülen kötü muamele bunlarla sınırlı değil elbette. Raporlarla belgelenen sayısız duygusal ve fiziksel şiddet vakaları bulunuyor. Kamplardaki çocuklar eğitim adı altında sık sık dövülmekte, cinsel tacize uğramakta ve karanlık odalara kilitlenerek psikolojik işkenceye maruz kalmakta. Bütün bu Çin icadı işkenceler, çocukların ruhsal dayanıklılığını kırıp onları asimile olmaya hazır hâle getirmeye hizmet ediyor. Kamplara hapsedilen Uygur çocukların, bir yolunu bulup yurtdışına kaçabilen ebeveynleri de başka türlü eziyetlere mahkum ediliyor. Bu anne ve babalar, fırsatını bulup yurt dışına kaçtıklarında bir süre sonra geride bıraktıkları çocuklarını yanlarına almayı ummuşlardı. Fakat durum hiç de umdukları gibi olmamış. Çin, ülkeden kaçan Uygurların geride kalan çocuklarını toplama kamplarına alarak misillemede bulunmuş. Çin’in çocukları kamplara almak için her zaman böyle bahaneler bulması gerekmemiş tabi. Herhangi bir bahaneyle de bunu pekâlâ yapabilirdi. Kuchar Kardeşler bunlardan sadece ikisi.

İki Uygur çocuk olan Aysu ve Lutfullah Kuchar, babaları Çin yönetimi hakkında eleştiride bulunduğu için çocuk kampına alınmışlar. Yaklaşık yirmi ay boyunca kampta tutulmuşlar. Bu süre boyunca fiziksel ve duygusal istismara maruz kalmışlar. Saçları kazınarak sık sık dövülmüş ve karanlık kör odalara kapatılmışlar. Eve döndüklerinde ise ana dilleri olan Uygurcayı konuşmayı unutmuşlar. Babaları onlara tekrar kavuştuğunda hayatının en zor anlarını yaşamış. Geçen süre zarfında yeteri kadar beslenemedikleri için zayıflayıp hastalanmışlar ama daha da önemlisi ana dilleri Uygurcayı neredeyse unutmuşlar, sadece Çince konuşabilmişler.


© Haber Vakti