Perde arkası
Ramazan’da Masa, Sahada Gölge
Ortadoğu’da hiçbir gelişme takvimden bağımsız değildir. Bazen bir tarih seçilir, bazen bir sembol… Bazen de bir müzakerenin sonucu özellikle belli bir güne denk getirilir. İşte tam da bu yüzden bazı anlaşmaların Ramazan ayında ve Şubat günlerinde sonuçlanması sadece diplomatik değil, sembolik bir anlam da taşır.
Bölge siyasetini yakından izleyenler bilir: İran sadece görünen devlet aklıyla değil, çok katmanlı güç dengeleriyle hareket eder. Masada konuşulanla sahada yaşanan her zaman birebir örtüşmez. Diplomasi yürürken aynı anda farklı hesapların devrede olması, Ortadoğu’nun alışıldık gerçeğidir.
Bu coğrafyada “derin yapı” tartışmaları yeni değil. Irak’ta, Türkiye’de, İran’da ve diğer bölge ülkelerinde zaman zaman devlet dışı aktörlerin, ideolojik yapılarının veya kapalı örgütlenmelerin siyasal süreci etkilemeye çalıştığına dair iddialar gündeme gelir. Kimi zaman dini yapılar, kimi zaman istihbarat ağları, kimi zaman da uluslararası ittifaklar üzerinden bir güç mücadelesi yaşanır.
Mesele, içeriden zayıflatma ihtimalidir.
Mesele, toplumların kendi iç dinamikleri üzerinden yönlendirilmesidir.
Mesele, mazlum halkların bedel ödemesidir.
Ortadoğu’da güç mücadeleleri çoğu zaman “açık savaş” şeklinde değil; algı operasyonları, ekonomik baskılar, vekalet savaşları ve iç siyasi fay hatları üzerinden yürütülür. Bir ülkede istikrarı bozmanın en kolay yolu, içeride bir kırılma üretmektir. Bu kırılma bazen mezhep üzerinden, bazen ideoloji üzerinden, bazen de örgütlü yapılar üzerinden şekillenir.
DERİNLERDE NE VAR ACABA ?
Bu coğrafyada “derin yapı” tartışmaları hep vardı.
Irak’ta geçmişten bugüne tarikat yapılanmaları, aşiret bağları ve milis güçlerin siyasal denklemi etkilediği yönünde analizler yapılır. Irak’ta bazı yapılar, özellikle işgal sonrası süreçte tartışma konusu olmuştur.( Kâsnezaniyye Tarikatı )
Türkiye’de ise kamuoyunda “Pensilvanya yapılanması” olarak anılan ve devlet tarafından FETÖ şeklinde tanımlanan yapı, içeriden örgütlenme ve devlet kurumlarına sızma iddialarıyla uzun yıllar gündemde kalmıştır.
İran’da ise rejim karşıtı hareketler, etnik ve mezhepsel temelli yapılanmalar ve dış destek iddiaları sık sık dile getirilir. Bölgedeki bazı çevreler, “DEMTO” benzeri isimlerle anılan oluşumların İran iç siyasetinde kırılma üretme potansiyeli taşıdığını savunur. Bu iddiaların bir kısmı doğrulanmış resmi bilgilerden ziyade siyasi tartışmalar çerçevesindedir.
Ortadoğu’da yalnızca yerel yapılar yoktur.
Mossad, CIA ve MI6 gibi istihbarat servislerinin bölgedeki operasyonel geçmişi; vekâlet savaşları, rejim değişiklikleri ve gizli temaslar bağlamında akademik çalışmalara konu olmuştur.
Aynı şekilde Devrim Muhafızları ve onun bölgesel bağlantıları; Hizbullah, Haşdi Şabi gibi yapılar üzerinden geniş bir etki alanı oluşturduğu yönünde değerlendirilir.
Bu tablo bize neyi gösteriyor?
Ortadoğu’da mücadele çoğu zaman açık savaş şeklinde değil;
• vekil aktörler üzerinden,
• istihbarat ağları üzerinden,
• dini veya ideolojik yapılar üzerinden,
• ekonomik baskı mekanizmaları üzerinden yürütülür.
Bir ülkeyi zayıflatmanın en kolay yolu, içeride bir fay hattı oluşturmaktır.
Mezhep ayrılığı, etnik hassasiyet, ideolojik kutuplaşma…
Ramazan ayı, birlik ve dayanışmanın sembolüdür. Ancak aynı zamanda hassasiyetlerin de yüksek olduğu bir dönemdir. Böyle dönemlerde alınan kararlar, yapılan açıklamalar veya sonuçlandırılan anlaşmalar daha fazla dikkat çeker. Çünkü halkın maneviyatı ile siyasetin kesiştiği yerde, semboller daha güçlüdür.
Bugün sormamız gereken soru şudur:
Bölge halklarının iradesi mi kazanıyor, yoksa görünmeyen güç dengeleri mi?
Devletler kendi iç bütünlüğünü koruyabiliyor mu, yoksa içeriden oluşan fay hatları mı daha etkili oluyor?
Tarih bize şunu öğretti:
Dış müdahale kadar iç çözülme de tehlikelidir.
İttifak kadar ihmal de yıkıcıdır.
Ancak unutulmaması gereken bir hakikat daha var:
Adalet ve hakikat uzun vadede kazanır. Güç dengeleri değişir, ittifaklar dağılır; fakat mazlumun duası siyasetin üzerinde bir anlam taşır.
Bu coğrafyada asıl mesele, “kim kazandı?” sorusu değil; “kim bedel ödedi?” sorusudur.
Ve belki de en önemli soru:
İçeride bir el mi var, yoksa biz içeride yeterince güçlü değil miyiz?
Kalıcı çözüm, suçlayıcı söylemden çok; kurumsal güçlenme, toplumsal birlik ve şeffaf yönetimle mümkündür. Çünkü güçlü toplum, içeriden yönlendirilemeyen toplumdur.
Ortadoğu’nun kaderi masa başında değil, halkların ferasetiyle yazılır.
