menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ramazan bize dokunsun!

18 0
02.03.2026

Mübarek Kur’an ayı tüm hızıyla devam ediyor. İşte başlangıç aşamasındaki ilk on günlük bölümü tamamlandı. Kur’anın indirildiği ve içinde bin aydan daha hayırlı Kadir gecesinin olduğu bu muazzam ay DNA larımızı iman, teslimiyet ve tevekkül noktasında yıllık anlamda yeniden düzenliyor bir bakıma. Geçmişe dair manevi düzenlemeleri yaptığı gibi, kendinden sonra gelecek yeni bir sene içinde tertip ve düzen anlamında yeniden ebedi hayatın farkındalığı anlamında yeni bir yol haritası oluşturuyor. Anlayabilirsek eğer.

Azgın nefsin aç bırakılması işin fiziki boyutu. Yeme içme, şehvet, şöhret, enaniyet, kibir, gurur, benim kim olduğumu sen biliyor musun, sen de kimsin, gibi saçma sapan nefsi emmareye dayalı duygulara bir set çekiş halinin ihyasının yıllık tasavvurudur Ramazan!…

Ramazan ayı rahmeti ilahiyenin lütfuyla bize dokunmak istiyor… Allah için yeme ve içme duygusunun terkiyle bizi başlatıyor. Hiçbir sebep ve gerekçe olmadan, dünyevi beklenti olmadan sadece Allah celle celalüh emretti diye fiziki tadımlara ve yönelişlere dur diyerek başlıyoruz güne.

İmsak ettim, tüm azalarımı durdurdum beş duyu organımı frenledim sadece sen emrettin Allah’ım inancıyla… Sadece Allah ve ben, sadece Allah ve sen… Bir duruş bir muazzam yakınlık anlayışıyla birebir Allah celle celalüh hazretleri ile günün büyük bölümünde sadece onun gözetimiyle şereflendiğimiz bir ay.. Ve bir yıllık yeni bir manevi bilincin temelleri her yıl yeniden, yeniden inşa ediliyor.

Düşünsenize beşer sıfatında kimsenin kontrol ederek tespit yapamadığı yutkunma merkezinin en ince ve en karanlık ve en hassas yerinde sizi Allahın bildiği, gördüğü ve seçtiği bir noktada Allaha teslimiyet hali… Oruç!

Allah’ım tüm hücrelerimi senin kontrolüne açma ve teslim etme şuurumla kendimi sana teslim ettim bilinci. Ve tam bir ay… Her gün yeni bir imsak hali ve iftara kadar O celle celalüh ve ben… ve sen….

İbadet için ön hazırlık olan abdestimi almak için ağzıma su alıp verdiğim halde bile boğaz yolumdan bir damla su geçirmeme hassasiyetim ve sonunda defalarca ağzımda kalan suyun serinliğini dışarı atmada ki gayret halim, iman ve teslimiyetten ve ibadete dikkatten başka ne olabilir ki…

Ramazan ayı ve oruç hali bize her geçen gün dokunuyor, farkında mıyız!?

Bedenimiz bir yandan süzülürken bir yandan kalbimiz rikkat ve merhamette yol alıyor. Vicdanlarımız harekete geçiyor, sorgulama refleksimiz kademe, kademe ilerliyor. Elimiz infak etme için fitre ve zekatla ve bağışla biraz daha derinlere ve yüksek meblağlara gidiyor. Evet öyle de olmalı.. Bu ay hem merhamet, hem infak, hem hassasiyet ve takvada ilerleme ayı olmalı.

Fitre miktarlarını Diyanet alt sınır olarak açıkladı. Evet, alt sınır olarak açıkladı. Kimse bu limit standarttır diye, üstü yoktur diye kendini aldatmasın. Bu limitten altı olmaz demektir. Gelir seviyesi yüksek olan memurlar, müdürler, genel müdürler, kaymakamlar, valiler, müşavirler, bakan yardımcıları, bakanlar, şirket sahipleri daha yüksek rakamlardan fitreleri vermelidirler.

Kalbin ne diyor ona bak!

Bir gün bir zenginlerden bir tanıdık Müslüman gelmiş ve kendinin, eşinin çocuklarının, gelin ve torunlarının fitresini verdiğini ve verdiği fitreyi ve miktarını bana söylemişti. Nasıl olmuş mu? diye de bana verdiği miktarı teyit ettirmek istediğinde ona: Hayır olmamış hacı abi, sizin verdiğiniz fitre deyince; Neden olmasın ki açıklanan miktara göre verdim deyince ona dedim ki; Hacı abi önce evlatların kendi fitrelerini kendileri versinler, onlar yetişkinler ve kazançlarına göre fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine kendileri vererek vermenin sevabını ve manevi hazzını kendileri yaşasınlar dedim. Sonra da eğer verdiğin miktar kalbini ferahlatsa idi bana gelip ‘’olmuş mu?’’ diye sormazdınız, demek ki kalbin verdiğini onaylamamış, siz miktarı az olan limiti tercih etmişsiniz, vicdanınız limiti onaylamadığından bana sorarak fetva arıyorsunuz dediğim de biraz da alınganlık göstererek yanımdan kalkıp gitmişti.

O gün o müslümana verdiğinin on katı vermesi gerektiğini çünkü maddi durumu, yeme içme hayat konforu açısından denkliğin ancak böyle olması gerektiği tavsiyesinde bulunmuştum. Bir hafta sonra tekrar görüştüğümüzde bana geçmiş konuşmamızı hatırlatarak ‘’ çocuklara söyledim herkes kendi fitrelerini verecekler’’ ayrıca kendi ve eşinin fitresini de limiti yükselterek verdiğini söylediğinde ona dedim ki; Peki hacı abi, taban standartta oğullarının, torunlarının fitrelerini verdiğinde mi daha huzurluydun yoksa teyze ile kendinin fitresini kalbini mutmain edecek standartta verdiğinde mi daha huzurlu hissettin? Dediğimde: Daha fazla verdiğim şu halde ‘’şimdi daha iyi oldu elhamdülillah ‘’ diyorum, demişti hacı abi…

Bu işler böyledir… Allahın emrine uygun onun emrettiği standartlarda ve çeşitlerde gönlünüzü yeniden inşa ederek mülkün asıl sahibiyle uyumlu hale getirecek bir samimiyette vermenin huzurudur bu.. Allah tealanın emrine uygun hareket edenler ne bu dünyada nede ukbada zarar etmeyeceklerdir.

Düşünsenize 15-16 saat aç kalıyorsun, birçok şeyden kendini men ediyorsun, kızman ve gerilmen gerekirken akşam iftarla beraber, Allah’ım senin için oruç tuttum sana inandım, sana güvendim ve verdiğin rızıklarla iftar ediyorum deyip muazzam bir teslimiyet ve tevekkülle ağzınıza aldığınız bir hurma veya bir yudum su da muhteşem bir huzur hissediyorsunuz. Hangi deist, ateist, seküler kapitalist, sosyalist, ne idüğü belirsiz neistlerin hangi inancı yada amelinde bu huzur ve sekinet hali vardır?

Kur’anın indirildiği ayda Kur’an ahkamı hayata yansıtılmalı, dünyaya ilahi iradenin; takva, kötülüklerden sakınma, toplumsal duyarlılık, empati yapma, sosyal ahlak, adalet, kardeşlik, paylaşma, yardımlaşma, kibir ve gururu terk etme, haset ve düşmanlıkları izale etme, affetme gibi duyguların amel ve davranış konusunda aksiyon alma ayı olduğu gündemimizde olmalıdır.

Yoksa yarın akşam menüde ne var, sahurda ne yiyelim, nasıl açlık hissetmeyelim, formumuzu nasıl koruyalım ayı değildir Ramazan..

Aç akalalım, susuz kalalım,biraz kilo verelim, okuyalım, ahlakımızı gözden geçirelim bırakalım şu nefsani talep ve istekleri, bırakalım kendimizi rahmet ayına, açalım kalbimizi ve kollarımızı, derin bir nefes alıp ‘’Gel ey Ramazan gel, ey Oruç gel, ey ilahi Rahmet dokun bana, beni yeniden fabrika ayarlarıma döndür, kulluk ayarlarıma yeniden kavuştur beni, dünyevi tuzaklara karşı beni yeniden şuurlandır diye salalım kendimizi ilahi rahmet deryasına..

Kendi içimize dönelim. Hani doktora gidince bizden tahlil istiyorlar ya laboratuara göndererek. Ramazan ayı da on bir ayın tahlili için muazzam manevi tahlillerin yapılacağı bir ay aslında..

TAM MANEVİ TAHLİL AYI!

Buyrun hadi; tam kalp, tam göz, tam dil, tam kulak, tam el, tam ayak, tam düşünce, tam haset, tam kibir, tam egoistlik, tam zenginlik, tam infak, tam adalet, tam kardeşlik, tam affetme gibi konular TAM MANEVİ TAHLİL için son üç hafta…

Yoksa sadece sıradan bir açlık anlayışı bizi maksudumuza eriştirmeyecektir.

Çünkü bu ay Kur’anın insan hayatını ilahi iradeye göre düzenlediği lütuf ayıdır. Psikolojik saplantı ve yanlışlıklardan arınma ayıdır. Kul hakkına ve kamu hakkına en üst derecede riayet etme ayıdır. Allaha kulluk edip paraya, insana, ideolojilere, zulümlere, şehvetlere beşeri güç sahiplerine kulluktan kurtulma ayıdır. İnançsızlara karşı orucun bizi manen sevkettiği güzel ahlakı sosyal hayata yansıtarak onlarda da imani dönüşüme vesile olabileceğimiz bir ayıdır. Her türlü haram ve yasaklara karşı toplumsal hayatımızda müslümanca duruşu net bir ifade ile sosyal hayata ikame etme ayıdır.

Gösterişleri, faizleri, illegaliteleri terk etme ayıdır. Kur’anla ve Hazreti Peygamberin yaşayarak örnek olduğu güzel hayatını hayatımıza nakşederek bu ilahi sofradan madden ve manen doyarak, ‘’sadece oruçlunun ecrini ben veririm’’ müjdesine mazhar olup cennetin ‘’Reyyan’’ kapısından ebedi naim cennetlerine dahil olma ayıdır.

Allah cc hepimize nasip etsin. Oruçlarımız kabul, dualarımız makbul olsun.


© Haber Vakti