menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İlahi bahane, ihanet şahane

13 0
12.03.2026

Malum bir kesimin "özgürlük" veya "laik yaşam tarzı" söylemi altına sığınarak, toplumsal dokuyu tahrip eden veya milli/manevi değerlerle çatışan durumlara karşı sergilediği "sessizlik" ya da "dolaylı destek" ihanetinin belgesi olan eylemlerine şöyle bir bakalım mı?:

Bakın ihanet nasıl yapılıyor?

Sanat adı altında kliplerde ve şarkı sözlerinde toplumsal cinsiyet rollerini bozan, sadakati hafife alan veya doğrudan cinsel objeleştirmeyi ön plana çıkaran içeriklerin "modernlik" olarak alkışlanması.

Özellikle popüler kültür figürlerinin yaşam tarzları üzerinden alkol ve benzeri alışkanlıkların birer "prestij göstergesi" gibi sunulması ve bu durumun "yaşam tarzına müdahale edilemez" gerekçesiyle çığırtkanca savunulması.

Dini sembollerin, ibadetlerin veya kutsal kabul edilen kavramların sahne şovlarında veya sosyal medya içeriklerinde birer alay unsuru haline getirilmesi.

Geleneksel aile yapısını "gericilik" olarak niteleyip, sadakatsizliği veya nikâhsız birliktelikleri "bireysel özgürlük" ambalajıyla meşrulaştıran projelere (dizi, film, reklam) tepki gösterilmesine tepki gösterilmesi.

LGBT gibi toplumun biyolojik ve kültürel kodlarıyla oynayan küresel akımların Türkiye’deki yansımalarına, "insan hakları" perdesi arkasında koşulsuz destek verilmesi veya bu akımların çocuklar üzerindeki etkisinin gizlenmeye çalışılması.

Tiktok ve benzeri mecralarda sergilenen, haysiyet ve edep sınırlarını zorlayan canlı yayın rezaletlerine karşı, "seküler değerlere halel gelmesin" kaygısıyla sahip çıkılması.

İstismar vakası "muhafazakâr" bir kurumda olduğunda dünyayı ayağa kaldıranların, benzer veya daha ağır ahlaksızlıklar kendi mahallelerinde (eğlence dünyası, ajanslar, laik görünümlü yapılar) yaşandığında sessizliğe gömülmesi.

Gençlerin milli tarih ve manevi şuurdan koparılarak, sadece tüketime ve anlık hazza odaklı birer "dünya vatandaşı" haline getirilmesine yönelik politikalara entelektüel destek sunulması.

Camilerde uygunsuz fotoğraf çekilmesi veya tarihi mekânlarda ahlaki sınırları aşan etkinlikler düzenlenmesi karşısında sergilenen kayıtsızlık.

Sosyal medyada küfür ve hakarete bir "ifade özgürlüğü" denilerek, ahlaki bir dil denetiminin "otokrasi" olarak yaftalanması.

Sahne kıyafetleri ve şovlarıyla sürekli gündem olan şarkıcı müsvettelerinin, toplumun bir kesimini doğrudan hedef alan hakaretvari sözleri "ifade özgürlüğü" ve "yaşam tarzı" savunmasıyla örtbas edilmeye çalışılması. Ahlaksızlığı korumak için laiklik kalkanının ön plana çıkarılması.

Mabel Matiz - karakol klibi gibi geleneksel değerlerle açıkça çatışan görsel içeriğin, "sanatın evrenselliği" bahanesiyle savunulması. Toplumun temel hücre yapısına yönelik eleştirilerin ise "gericilik" olarak yaftalanması.

Ezhel ve benzeri figürlerin şarkılarında uyuşturucu ve suç unsurlarını özendiren ifadeler kullanması, "sokak kültürü" ve "sanatçı bağımsızlığı" adı altında meşrulaştırılması. Gençlerin bu şarkılarla zehirlenmesine karşı seküler kesimden ne hikmetse sahip çıkma dışında bir ahlaki itiraz yükselmemesi.

Eda Taşpınar gibi isimlerin cami içerisinde uygunsuz kıyafet ve tavırlarla fotoğraf çekilip paylaşması, kutsala hakaret olarak değil "estetik bir tercih" gibi sunulması, tepki gösterenlerin ise "hoşgörüsüzlükle" suçlanması.

Evli kadınların veya yaşlıların müstehcen içeriklerle para toplaması gibi toplumsal çürümeyi gösteren olaylara, "bireysel tercih" perdesi arkasından bakılması. Bu ahlaki çöküşün laik kimlikli aydınlar tarafından yapısal bir dille eleştirildiğine dair bir örnek bulmak çölde iğne aramak gibi imkânsızdır.

Ensar Vakfı vs. gibi muhafazakâr kurumlardaki yanlışlarda haklı olarak yeri göğü inleten bu grup, kendi yaşam alanlarında (örneğin popüler festivallerde yaşanan tacizler veya seküler ajanslardaki istismar iddiaları) "kurumsal itibar" veya "laik yaşam zarar görmesin" kaygısıyla sessizliğe büründü.

Ebrar Karakurt tipi bir sıradan sporcunun başarısından ziyade yaşam tarzının bir "direniş sembolü" haline getirilmesi. Milli takımı temsil eden bir figürün toplumsal hassasiyetlerle çatışan yönleri, "laikliğin kalesi" gibi gösterilerek her türlü eleştiriye kapatıldı.

Netflix gibi Türk aile yapısına ve gençlik ahlakına aykırı (Aşk 101, Elite vb.) içeriklerin Türkiye yapımlarında bilinçli şekilde işlenmesi. Bu içeriklere karşı çıkan her türlü sesin "sansürcü" veya "yobaz" olarak damgalanması, ahlaki bir tartışmanın yapılmasını imkânsız hale getirdi.

Mumcu, "Atatürk maskesi" derken, kendisi de içinde bulunduğu grubun aslında o değere taban tabana zıt olan suçları, ahlaksızlıkları ve sömürüyü örtmek için bir "kalkan" olarak kullandığına işaret etti.

Uğur Mumcu'nun deyimiyle, memleketin ahlaki temelleri sarsılırken birileri "Atatürk maskesi"ni takarak kendine korunaklı bir alan oluşturdu.

Bir sanatçı kutsal değerlere hakaret ettiğinde veya toplumsal edep sınırlarını zorlayan bir klip çektiğinde, yükselen haklı tepkileri "Laiklik elden gidiyor!" veya "Atatürk ilkelerine saldırı var!" çığlıklarıyla bastırmaya çalışıyor. Atatürk ve laiklik, yapılan ahlaksızlığı savunmak için bir bahane maske haline getirildi.

Mumcu’nun "memleket soyulurken" ifadesi sadece maddi bir hırsızlığı değil, bir milletin ruh kökünün, iffetinin ve geleceğinin (gençliğinin) çalınmasını da kapsar. Söz, söyleyenin ne kadar fikrine uygundur, bilemem. Ancak, sözün anlamı budur.

Gençlerin uyuşturucuya özendirilmesi, aile yapısının dizi ve dijital platformlarla dinamitlenmesi aslında manevi bir "memleket soygunudur". Bu soygunu yapanlar ve buna ses çıkarmayanlar, maske olarak "çağdaşlık" ve "seküler yaşam tarzı" söylemini kullanmakta hiç tereddüt etmiyor. Ahlaksızlık ne kadar büyükse, takılan "Atatürk maskesi" o kadar parlatılıyor ki kimse maskenin arkasındaki çürümeye bakmasın.

Mumcu’nun banka soyguncusu ifadesindeki hakikat şu ki, kar maskesi suçluyu gizler; ancak memleket soygununda takılan Atatürk maskesi, suçluyu sadece gizlemekle kalmaz, onu "dokunulmaz" ve hatta "kahraman" kılar.

Kendi mahallelerindeki tacize, istismara veya ahlaki yozlaşmaya sessiz kalan grup; bu sessizliklerini "gericilere koz vermeyelim" bahanesiyle meşrulaştırmakta. Mumcu’nun dediği gibi, memleketin ahlaki dokusu soyulurken, bu grup Atatürk’ün arkasına saklanarak bu ihaneti "şahane" bir özgürlük savunması gibi pazarlıyor.

Atatürkçülük, Mumcu için bir ahlak, onur ve bağımsızlık mücadelesiyken; bugün bu "maskeli" grup için sadece her türlü rezaleti örtecek genişlikte bir örtü haline getirilmiştir. Kavramların içinin boşaltılmıştır.


© Haber Vakti