menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yakıt Krizi ve Sessiz Fırtına

2 0
07.04.2026

Uzun zamandır yazmıyorduk. Konu yine yakıt meselesi… 

Ülkemizdeki araç sayısı ve ulusal ihtiyaçlar göz önünde bulundurulduğunda, olası bir savaş durumunda büyük sıkıntıların baş göstereceği açıkça ortadadır. Başta ulaşım sektörü olmak üzere üretimin ciddi şekilde sekteye uğrayacağı, hatta durma noktasına gelebileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir. Nitekim akaryakıt fiyatlarındaki zikzaklı grafik de bu kırılgan yapıyı açıkça göstermektedir.Dünyanın giderek daraldığı, krizlerin iç içe geçtiği bu dönemde, ilerleyen yıllarda daha büyük ekonomik zorlukların kapıda olduğunu unutmamak gerekir. Yıllar önce yüksek sesle “açın pencereleri” diyerek ekonomide şeffaflık çağrısı yapanların, bugün bölgesel bir savaş atmosferinde A’dan Z’ye her ürüne zam yapılmasını nasıl izah edecekleri ayrı bir tartışma konusudur.Muhalefet yapma derdinde değiliz; ancak sahadaki gerçeklerle yukarıdan çizilen tablo arasında ciddi farklar olduğunu da söylemek zorundayız. Her gün aşağıya inip yukarı çıkan akaryakıt fiyatları, sadece vatandaşı değil, piyasayı da tedirgin etmektedir. Bu dalgalı yapıdan bazı şirketlerin nemalandığı, fırsatları kâra çevirdiği de bir gerçektir.Ekonominin başındaki isimler çözüm üretmekte zorlandıkça daha karmaşık açıklamalara yönelmekte, ancak temel sorunlara kalıcı çözümler getirilememektedir. Oysa akaryakıt fiyatlarının belirli bir dengeye oturtulması, en azından kısa vadede istikrar sağlayabilir. Aksi halde bu inişli çıkışlı süreç stokçuluğu tetikleyecek, piyasada daha büyük dengesizliklere yol açacaktır.Bugün yaşananlar, ülke ekonomisinin ne kadar kırılgan olduğunu ve dışa bağımlılığın enerji alanında ne denli yüksek seviyede bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bir zamanlar ekranlardan ekonominin iyi gittiğini anlatanların sessizliği ise dikkat çekicidir.Bu süreçte en büyük yükü yine dar gelirli vatandaş ve küçük esnaf taşımaktadır. Sesi çıkmayan, günü kurtarma derdindeki bu kesimlerin üzerindeki baskının hafifletilmesi gerektiği açıktır. Çünkü tarih göstermiştir ki, boş tencereler sadece mutfakta kalmaz; zamanla siyasetin de kaderini belirler.Öte yandan toplumun mevcut siyasi yapıya duyduğu güvensizlik de göz ardı edilmemelidir. İktidar kadar muhalefetin de yeterli alternatif sunamaması, halkı bir arayışa itmektedir. Yeni oluşumlara karşı da temkinli bir yaklaşım söz konusudur. Çünkü toplum, kalıcı ve gerçekçi çözümler üretecek bir liderlik aramaktadır.Bugün gelinen noktada bir “siyasi boşluk” hissi, özellikle ekonomi üzerinden daha da belirginleşmiştir. Toplumun sessizliği ise bir kabullenişten çok, birikmekte olan bir tepkinin işareti olabilir.Seçim zamanı bu birikimin nasıl bir sonuca dönüşeceğini kestirmek zor. Ancak şu bir gerçek ki, bu millet zamanı geldiğinde kendi yolunu çizmeyi bilir. Kendi göbeğini kendi keser.


© Haber Expres Gazetesi