menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

GÖRDÜĞÜNÜZE ALDANMAYIN, DUYDUĞUNUZA İNANMAYIN!

24 5
20.12.2025

Bugün vitrinlerde süslü püslü sunulan, sosyal medya mecralarında "parıltılı" paketlerle önümüze konulan o hayatların arkasındaki çürümeyi görmemek için ya kör olmak lazım ya da bu ihanetin bir parçası.
Başlığımız net: “Gördüğünüze aldanmayın, duyduğunuza inanmayın!”
Çünkü bugün yaşadığımız toplumsal cinnet, üç beş günün ya da yanlış giden birkaç politikanın sonucu değil; bu, temelleri 12 Eylül 1980 darbesinin o karanlık postallarıyla atılmış planlı bir yıkım projesidir.
12 Eylül, sadece anayasayı askıya almadı; bu milletin karakterini, genetik kodlarını ve insani değerlerini de askıya aldı.
Hedeflenen, günlük yaşayan, kimliksiz, sadece tüketen, tüm insani değerleri birer içi boş kabuk gibi kabul eden bir "yığın" oluşturmak.
Başardılar mı?
Maalesef, etrafınıza bir bakın; parayı tek yaşam amacı, kibri de en büyük güç gören bir toplum haline geldik. Yalnızlaştırılmış, ailesinden koparılmış, "mış" gibi yaşayan milyonlar...
Ve bu sonuçta, sağ ya da sol tüm siyasi iradelerin payı var!
Bugün metropollerin o ruhsuz, beton yığını "bir artı bir" dairelerine hapsolmuş, bir kedi besleyip anne-baba olma duygusunu orada tatmin ettiğini sanan, ama kapı komşusunun cenazesinden haberi olmayan bir nesil türetildi.
Kitap okumayan, tarihi sadece sosyal medyadaki on saniyelik yalan yanlış videolardan öğrenen, kendi köklerine, geleneklerine ve tarihsel gerçeklerine kulaklarını tıkamış bir toplum...
Bu toplumun bugün uyuşturucudan kara paraya, fuhuştan şiddete kadar her türlü insanlık dışı olayla anılması bir "kader" değil, bir "sonuçtur".
Bu dejenere yapıyı inşa etmek için en büyük silah olarak medyayı kullandılar.
Hatırlayın 90’lı yılları...
Yardımlaşmanın, paylaşmanın, acıda ve sevinçte bir olmanın anlatıldığı o sıcak mahalle dizilerini hatırlayın. Sonra ne oldu? 2000’li yıllarla birlikte bir düğmeye basıldı. Ekranları her bölümde onlarca kişinin kurşun dizildiği, o iğrenç feodal düzenin "delikanlılık" adı altında pazarlandığı, "töre ve namus" adı altında kadın cinayetlerinin meşrulaştırıldığı yapımlar sardı. İnsanlık değerleriyle alay etmek "sanat" sanıldı; kadın ile erkek arasındaki o saygın mesafe ve nezaket ortadan kaldırıldı. 1980’ni imzalayanlar, 90’larda bir ara şaşırdı ama, 2000 başlarında yeniden o kirli oyuna döndürdüler ortamı.
TV kanallarını açtığınızda karşınıza çıkan Müge Anlı’lar, Didem Arslan Yılmaz’lar, Esra Erol’lar, Esra Ezmeci’ler... Bu programlarda her gün üst üste sergilenen o ensest ilişkiler, cinayetler, dolandırıcılıklar, yalanlar, dolanlar ve ahlaki çökmüşlük, Anadolu toplumunun, Türk Milleti’nin "gerçek" aynası mı, yoksa sistematik olarak çürütüldüğünün bir kanıtı mı?
Bu programlar bir “ıslah aracı mı” acaba gerçekten?
Eğer “ıslah aracı” ise, o zaman sormak da hakkımdır, madem “asayiş, adalet” TV programlarıyla........

© Haber Ege