menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

OKUMAMAK YA DA OKUDUĞUNU ANLAMAMAK; İŞTE BÜTÜN MESELE BU!

8 0
21.02.2026

Maalesef “Okumuyoruz”

Daha da acısı, kapağını bile açmadığımız metinler üzerinden vatan kurtarıyor,

Tek satırını incelemediğimiz raporlar üzerinden ihanet senaryoları yazıyor,

Sadece niyetler ve önyargılar üzerinden fikir inşa ediyoruz.

“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma” hastalığımız ulusal güvenliğimizi ve ortak geleceğimizi ilgilendiren en kritik meselelerde bile karşımıza çıkıyor.

Geçtiğimiz hafta Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan rapor için  yazılanlar, konuşulanlar tam da bu hastalığın bir tezahürüdür.

Televizyon ekranlarında parmak sallayanlara, elinde sopayla gezenlere, sosyal medya köşelerinde ahkam kesenlere bakıyorum;

Raporla ilgili somut bir tane yorum yok,

Sadece kendi ürettikleri korkular ve kulaktan dolma safsatalar var.

60 sayfanın 60 kelimesini okumamışlar...

Kitlelere ulaşan bu zehirli algı, devletin yarım asırlık terör bataklığını kurutma iradesine en büyük zararı veriyor.

Oysa tribünlere oynamayı bırakıp o raporu gerçekten anlamak için okusalar, karşılarında bir “taviz belgesi” değil;

Türkiye Yüzyılı idealinde  iç cepheyi sarsılmaz şekilde sağlamlaştıran hatta adeta yıkılmaz bir duvar ören bir beka manifestosu görecekler.

 Komisyon raporunun, devletin güvenlik politikaları ile demokratikleşme hedeflerini harmanlayan, ezber bozan ve siyasi risk alan bir devlet aklı belgesi olduğunu anlayacaklar.

Tabi bu yazdıklarım okuduğunu anlamak isteyenler için !

Gerçekten de raporu okuduğunuzda anlıyorsunuz ki Türkiye’nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğü, Türkçenin resmi dil statüsü ve laik Cumhuriyet ilkeleri tartışmaya kapalı, mutlak kırmızı çizgiler olarak belirlenmiş durumda.

Yine anlatılanların aksine tavizle, hayal satarak değil,

Sürecin rasyonalizm üzerine kurulu bir strateji ile yine devletin kuralları belirlediği şekilde devam edeceği anlaşılıyor.

Çözümün ve kararın tek adresinin milli iradenin tecelligahı olan TBMM’nin işaret edilmesi de, “Tam Bağımsız Türkiye” hedefinin en milli, en bağımsızlıkçı adımı.

Bir hukukçu gözüyle Komisyon Raporunun en dikkat çekici yönü ise soyut temennilerden sıyrılıp somut hukuki ve idari adımlara dayanması.

AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uyum vurgusu,

Tutuksuz yargılamanın esas alınması ve infaz mevzuatının evrensel ilkelerle gözden geçirilmesine dair yasal revizyon hedefleri, demokratik standartları yükseltme adına atılmış cesur adımlar.

Böylece Siyasi Terörün hep elinde tuttuğu ve en büyük algıyı oluşturduğu “hukuksuzluk ve mağduriyet” oyuncağı da elinden alınmış olunuyor.

Muhalefetin, sivil toplumun ve ayrım yapılmadan toplumun her kesiminin sürece dahil edilmesi,

Şehit aileleri ve gazilerin manevi haklarının merkeze alınması ise raporun ne kadar özenle hazırlandığını gösteriyor.

Madalyonun sadece hukuki değil, devasa bir ekonomik ve toplumsal boyutu da var.

Terörün ülkeye faturasının yıllık 100 ila 240 milyar dolar arasında olduğu gerçeği, bu yükten kurtulmanın “Türkiye Yüzyılı” için sadece bir güvenlik başarısı değil, aynı zamanda tarihi bir makroekonomik sıçrama tahtası olacağını da kanıtlıyor.

Artık tartışmasız kabul edildiği üzere Terörsüz bir Türkiye;

Kaynaklarını savunma sanayiine, yüksek teknolojiye ve üretime yöneltmiş, ekonomik prangalarından kurtulmuş bir güç demektir.

​Sonuç olarak bu rapor;

Türkiye’nin üniter yapısından zerre taviz vermeden jeopolitik  bir güç olma hedefini, evrensel hukuk kuralları ve demokratik reformlarla destekleyen güçlü bir manifestodur.

Geçmişteki denemelerden ders çıkarıldığı, rasyonalitenin ön planda tutulduğu, eski ezberle devam edilmeyeceği de aşikar.

Uygulama aşamasındaki siyasi kararlılık ise Türkiye’nin prangalarından kurtulup kurtulamayacağını belirleyecektir.


© Haber Ege