menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ACININ ÜSTÜNE SOFRA KURULUR MU?

6 1
26.01.2026

Cenaze… İnsan hayatının belki de en ağır, en sessiz ve en derin anı. Bir evden bir ses eksilir, bir sandalye boş kalır, bir aile koca bir acının içine düşer. Böyle bir zamanda yapılması gereken bellidir aslında: Yanında olmak, omuz vermek, dua etmek, acıyı paylaşmak ve teselli etmek… Fakat yıllardır süregelen bir alışkanlık, bugün bu manevi atmosferin önüne geçmiş durumda: Cenaze evlerinde yemek verme geleneği.

Bir zamanlar dayanışmanın sembolü olan bu uygulama, bugün birçok aile için mecburiyete, toplumsal baskıya ve hatta ciddi bir ekonomik yüke dönüşmüş durumda. Cenaze yeni defnedilmişken daha acı tazeliğini korurken, bir yandan da “Kaç kazan yemek yapılacak? Kimlere yetilecek? Kaç gün sürecek? Ne kadar masraf çıkacak?” Çayı kim yapacak, kim dağıtacak? Kimse yoksa ücretli adam mı tutulacak? En az üç çalışanın ücreti nasıl karşılanacak? endişe ve telaşı başlıyor.

Taziye sahipleri acısına mı yansın, yoksa taziyeye gelenlerin karnını mı doyursun, çay yetiştirmeye mi çalışsın. Üç gün boyunca günde iki öğün yüzlerce kişiye yemek vermek, her gelene çay ikram etmek zorunluluğunu her taziye sahibi yaşamaya başladı. Tüm bunlarla birlikte üstüne üstlük taziye evi giderleri de eklenince borçlanan, kredi çeken, aylarca toparlanamayan insanlar var. Peki biz gerçekten destek mi oluyoruz, yoksa acının üstüne bir de yük mü bindiriyoruz?

Oysa taziyenin özü bellidir: Acıyı paylaşmak, sabra davet etmek, dua etmek… Fakat bazı yerlerde taziye sofraları artık bir dayanışma göstergesi değil; adeta bir gösteriş ve statü meselesi hâline gelmiş durumda. “Onlar yaptı, biz eksik kalmayalım”........

© Günışığı Gazetesi