menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ÖZEL GÜNLERİN SESSİZ TANIKLARI MI, AKTİF ÖZNESİ Mİ?

14 0
03.04.2026

Bir önceki köşe yazımda, Amerika Birleşik Devletleri’nde kutlanan özel günleri; çocukların bu etkinliklerde üstlendikleri rolleri ve aile ile öğretmenlerin bu süreçteki çabalarını ele almış, tüm bu uygulamaların çocuklara sağladığı kazanımları hem okulda hem de aile ortamında gözlemlediğimi siz değerli okuyucularımla paylaşmıştım.

Gördüklerimi ve yaşadıklarımı kaleme alırken, ister istemez güzel ülkemdeki durum da geçmişten bugüne zihnimde canlandı. Bazı yönleriyle gurur duydum, bazı yönleriyle ise içimde derin bir sızı hissettim. Bu yazımda, Türkiye’deki durumu kendi bakış açımla, hafızam ve gözlemlerim ışığında değerlendirmek istedim.

Türkiye’de dini ve resmî bayramlar yalnızca takvimde yer alan özel günler değildir; aynı zamanda toplumsal hafızayı diri tutan, kültürel sürekliliği sağlayan ve aile bağlarını güçlendiren çok kıymetli zaman dilimleridir. Bayram sabahlarının heyecanı, evlerde yaşanan tatlı telaş, büyüklerin ziyaret edilmesi ve özenle kurulan sofralar… Tüm bu hazırlıklar aslında birer kültürel aktarım aracıdır.

Peki bu süreçte çocuklar nerede duruyor? Gerçekten işin içinde mi, yoksa sadece izleyen konumunda mı?

Geleneksel Türk aile yapısında çocuklar, bayram hazırlıklarının ayrılmaz bir parçasıydı. Ev temizliğinde yardımcı olur, bayramlıklarını özenle hazırlar ve misafir ağırlamanın inceliklerini yaşayarak öğrenirlerdi. Şekerliklerin doldurulması, kolonya ikramı ve büyüklerin elini öpme gibi davranışlar; çocuklara yalnızca görev değil, aynı zamanda aidiyet duygusu da kazandırırdı.

Günümüzde ise şehirleşme, yoğun iş temposu ve dijitalleşmenin etkisiyle bu roller giderek zayıflamış durumda. Pek çok ailede çocuklar ya sürecin dışında tutuluyor ya da sadece sembolik görevlerle yetiniyor. Oysa çocukların bu süreçte aktif rol alması, onların sosyal ve duygusal gelişimi açısından son derece önemlidir.

Okullar, millî ve manevî değerlerin sistemli bir şekilde aktarılabildiği en önemli kurumlardan biridir. Resmî bayramlarda yapılan törenler, etkinlikler ve gösteriler; çocukların tarih bilincini ve toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirir. Ancak burada da önemli bir soru karşımıza çıkmaktadır: Çocuklar bu etkinliklerin gerçekten öznesi mi, yoksa sadece kendilerine verilen rolleri yerine getiren bireyler mi?

Bazı okullarda öğrenciler etkinliklerin planlama sürecine dâhil edilmekte ve aktif görevler üstlenmektedir. Ancak birçok durumda hazırlıklar hâlâ öğretmen merkezli ilerlemekte, çocuklar ise yalnızca uygulayıcı konumunda kalmaktadır. Bu durum, öğrenmenin kalıcılığını ve anlamını zayıflatmaktadır.

Kendi ilkokul yıllarımı hatırlıyorum… Rengârenk grafon, fon kağıtları alır, onları şeritler halinde kesip zincirler yapardık. Sınıfımızın pencerelerini ve tahtasını bu süslerle donatırdık. Bayraklar asılır, sınıf adeta bayram yerine dönerdi. Öğretmenimiz sandalyeye çıkar, hazırladığımız süsleri büyük bir özenle Atatürk’ün çerçeveli fotoğrafına yerleştirirdi.

Okul bahçesinde günler öncesinden trampet eşliğinde yürüyüş provaları yapılırdı. Marşlar söylenir, o coşku yalnızca okulda değil, çevredeki insanlar tarafından da hissedilirdi. Bayramlar yaklaşırken uyuyamaz, heyecandan bu duyguları rüyalarımıza kadar taşırdık. Resmi bayramlara mutlaka izci ve farklı roller ile katılırdım. Babamı da kolunda hırkam (havanın durumuna göre) mutlaka elinde fotoğraf makinası ile kutlama alanında hatırlıyorum. Bana eşlik ettiği için çok ama çok mutluydum. Evimiz de de mutlaka şanlı bayrağımızı penceremize veya balkonumuza asardı. O günleri düşündükçe hâlâ içim kıpır kıpır olur.

Çünkü biz o sürecin içindeydik; üreten, hazırlayan ve yaşayan taraftaydık.

Bugün ise çocukların bu heyecanı ne ölçüde yaşayabildiğini sorgulamak gerekiyor.

Oysa biliyoruz ki okullar yalnızca bilgi aktarılan yerler değildir. “Eğitim” kavramı, hayatın tüm yönlerini kapsayan zengin bir süreçtir.

Çocukların bayram ve özel gün hazırlıklarında aktif rol alması, onların gelişimine çok yönlü katkı sağlar: Aidiyet duyguları güçlenir; kendilerini aile ve toplum içinde değerli hissederler. İletişim becerileri gelişir; misafir karşılama ve sohbet etme gibi sosyal beceriler kazanırlar. Toplumsal değerleri yaşayarak öğrenirler; saygı, paylaşma ve yardımlaşma gibi kavramlar somut davranışlarla pekişir. Kültürel aktarım sağlanır; gelenekler yalnızca anlatılmaz, yaşanarak nesilden nesile aktarılır.

Bu noktada hem ailelere hem de eğitimcilere önemli sorumluluklar düşmektedir.

Aileler, özel gün hazırlıklarını çocuklarıyla birlikte yapmalı; onlara yaşlarına uygun sorumluluklar vermeli ve fikirlerini önemsemelidir. Çocuk, sürece katkı sunduğunu hissetmelidir.

Okullarda ise etkinlikler çocuk merkezli planlanmalı; öğrencilerin aktif katılımı sağlanmalıdır. Öğrencilerin sadece izleyen değil, düşünen, üreten ve karar veren bireyler olmalarına fırsat tanınmalıdır. Drama, canlandırma ve grup çalışmaları gibi yöntemlerle öğrenme daha anlamlı ve kalıcı hâle getirilebilir. Özel günlerin anlamı ezberletilmemeli, yaşatılmalıdır.

Sonuç olarak; hem geleneklerimizi koruyan hem de çocukları sürecin aktif bir parçası hâline getiren bir anlayış, daha bilinçli ve güçlü nesillerin yetişmesine katkı sağlayacaktır.


© Günışığı Gazetesi