menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bulgaristan’a Bir Gezginin Gözünden: Sofya’dan Filibe’ye, Tarihin ve Dostluğun İzinde

17 0
20.07.2026

Antik şehirleri, manevi zenginliği, lezzetli mutfağı ve sıcakkanlı insanlarıyla Bulgaristan’a yaptığım ilk ziyaretin bende bıraktığı izler…

Dünyanın birçok ülkesini gezdim. Farklı kıtaları gördüm, çeşitli kültürlerden insanlarla tanıştım ve sayısız ülkenin güzelliklerini keşfettim. Her seyahat insana yeni bilgiler, yeni izlenimler ve yeni dostluklar kazandırır. Ancak bazen öyle yerler vardır ki, insanın hafızasında sıradan bir anıdan çok daha derin izler bırakır.

Bulgaristan’a yaptığım ilk ziyaret de tam olarak böyle bir deneyimdi.

Bu ülkeye; toplantılar yapmak, fikir alışverişinde bulunmak ve yeni akademik iş birlikleri geliştirmek üzere giden eşime eşlik ettim. İlginç görüşmeler ve profesyonel temaslarla karşılaşacağımı düşünüyordum. Fakat burada çok daha değerli bir şey buldum: samimiyet ve dostluk.

İlk andan itibaren Bulgaristan’ın misafirlerini yalnızca resmî bir nezaketle karşılamadığını hissettim. Burada misafirperverlik, kültürün ayrılmaz bir parçasıydı. Başlangıçta sadece akademik çalışmalarıyla tanıdığım insanlar, kısa sürede benim de dostlarım hâline geldiler. Bize ülkelerinin güzelliklerini gösterdiler, mutfaklarının özgün lezzetlerini tattırdılar, tarihlerini anlattılar ve Bulgaristan’ı yabancı bir ülke olmaktan çıkarıp kendimizi yakın hissettiğimiz bir yere dönüştürdüler.

Bulgaristan ile ilk tanışmam Sofya’da oldu.

Başkent, enerjisiyle beni derinden etkiledi. Tarih ile modern yaşamın yan yana var olduğu bir şehir burası. Modern caddeler, üniversiteler ve iş merkezleri; antik tapınaklar, arkeolojik kalıntılar ve geçmiş medeniyetlerin izleriyle iç içe bulunuyor.

Sofya’nın tarihî yapıları elbette son derece etkileyiciydi. Ancak beni asıl etkileyen, şehrin insanları oldu. Her yerde samimi bir ilgi ve kendi kültürlerini paylaşma arzusu hissettim. Bir ülkenin gerçek değerinin yalnızca tarihî eserlerinde değil, onu temsil eden insanların davranışlarında ve gönül zenginliğinde saklı olduğunu bir kez daha anladım.

Sofya’nın hareketli atmosferinden sonra ise bambaşka bir dünyayla tanıştım: Filibe.

Filibe: Her Köşesinde Tarihini Anlatan Şehir

Dünyanın birçok antik kentini ziyaret etmiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki Filibe’nin kendine özgü bir büyüsü var. Burada tarih müzelerde saklanmıyor; sokaklarda dolaşıyor, taşların arasında yaşıyor ve eski evlerin pencerelerinden ziyaretçilerine bakıyor.

Filibe’de sabah modern bir kafede kahvenizi içebilir, öğleden sonra Roma döneminden kalan kalıntılar arasında yürüyebilir ve akşam antik tiyatroda bir konser izleyebilirsiniz. Geçmiş ile bugünün böylesine doğal biçimde iç içe geçtiği şehirlerin sayısı gerçekten çok azdır.

Filibe’deki en etkileyici deneyimlerimden biri Eski Şehir Bölgesi’nde dolaşmak oldu. Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürürken kendimi yaşayan bir tarih kitabının içerisinde hissettim.

Bulgar Ulusal Uyanış Dönemi’ne ait rengârenk evler, ahşap işlemeli tavanlar ve zarif avlular, güzelliğin yaşamın vazgeçilmez bir parçası olduğuna inanan insanların hikâyelerini anlatıyor. Burada her evin kendine özgü bir karakteri bulunuyor. Bu sokaklarda yürürken kültürel mirasın yalnızca geçmişten kalan yapılar değil, aynı zamanda toplumların ortak hafızası olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

Filibe, yedi tepe üzerine kurulmuş bir şehir. Ancak Eski Şehir’in kalbi Nebet Tepe,........

© Günışığı Gazetesi