MEVSİMSEL DUYGUDURUM BOZUKLUĞU
Yapı itibariyle insanları gözlemlemeyi ve anlamlandırmayı oldukça seven biriyim. Lisans eğitimimi psikoloji alanında yapıyor oluşum bu yönümü daha da pekiştirdi. Zamanla bu süreç, yalnızca çevremdeki insanları değil, onların yaşantılarını ve hatta kendimi de daha dikkatli bir şekilde gözlemlememe neden oldu. Staj yapmış olduğum klinikte danışanların, yaşadıkları tüm olumsuzluklara rağmen son zamanlarda sıkça “ama bahar geliyor” ile başlayan cümleler kurduklarını fark ettim. Bu ifade, yalnızca klinik ortamda değil, çevremdeki insanlarda da sıkça karşıma çıkmaya başladı. Hatta bir süre sonra, ben de kendi içimde bu cümleyi tekrar eder hale geldim.
Psikoloji literatüründe Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu olarak adlandırılan bu kavram, aslında bahsettiğim bu durumu açıklayan önemli bir çerçeve sunuyor. Ancak psikolojiyi yalnızca kavramlar, teknik bilgiler ve literatür üzerinden anlatmanın her zaman yeterince etkili olduğunu düşünen biri değilim. Bu nedenle bu yazıda da, tıpkı önceki yazılarımda olduğu gibi, hem gözlem ve deneyimlerimi hem de mevsimsel duygudurum bozukluğu kavramını daha sohbet havasında ele almayı; sanki karşılıklı konuşuyormuşuz gibi birlikte anlamlandırmayı amaçlıyorum
İnsanlar olarak umuda dair her şey, hayatı bizim için daha yaşanabilir kılıyor. Kışın kupkuru ve cansız görünen kahverengi dalların baharla birlikte çiçek açması, kasvetli havaların ardından yüzünü gösteren güneş, suyun ve toprağın yeniden canlanması… Belki de tüm bunlar, zorlukların ardından gelen güzellikleri bize hatırlatmak için var. Kâinatta her şey bir denge üzerine kurulu. Gece varsa gündüz de var, kış varsa bahar da var, zorluklar varsa kolaylıklar da var. Kötüler ve kötülükler var ve olmaya da devam edecek; ama bir yerde, tüm bu kötülüklere rağmen iyiliği savunan bir taraf da var. Umut edebildiğimiz ve güzellikleri görebilmek için direndiğimiz sürece, bu zıtlıklar dengesinin olumlu tarafı mutlaka bir noktada bize uğrayacaktır. Bir tohumu düşünelim. İnsanoğluna akıl, düşünme ve öğrenme yeteneği verilmemiş olsaydı, küçücük kuru bir tohumdan bir filizin, ardından meyve veren bir bitkinin ortaya çıkması bize........
