İnsanlığın Yersiz Yurtsuzluk Sancısı: Mekânın Ruhu ve Modern Dünyanın Yalnızlığı
Toprağından kopan insanın modern kulelerdeki yankısız kimsesizliğini ve bir anneden ayrılır gibi vatanını terk etmenin ruhsal maliyetini ele alan sarsıcı bir aidiyet manifestosu... Zorunlu bir hicretin esenliğinden mahrum, keyfi arayışlarla yola çıkanların ucu bucağı görünmeyen bir hasret denizinde verdiği köksüzlük mücadelesi.
Şehir ve Sıla: İlk AnneDoğup büyüdüğümüz şehir, göğsünde ilk nefesimizi aldığımız bir anne kucağıdır aslında. İnsanın doğduğu toprağı terk etmesi, bu mukaddes kucağı öksüz bırakmasıyla eş değerdir. Kadim geleneğimizdeki "sılayırahim" kavramının o derindeki sızısı, tam da bu kopuşun ruhumuzda açtığı yarayı sarmak için yapılan bir sorumluluk çağrısıdır. Çünkü insan toprağından ayrıldığında sadece coğrafya değiştirmez; annesinin şefkatli koynundan sürgün edilir. Modern zamanların "küresel vatandaşlık" adı altında parlattığı göçebelik, esasen insanı annesiz ve köksüz bırakan büyük bir yanılsamadır.
Yamacından Kopan Taş: İvmeEcdat, derin bir tecrübeyle "Taş yerinde ağırdır." demiştir. Dağın eteğinde asırlardır duran bir taş, bir kez yerinden oynamaya görsün; yol üstünde arada bir durur gibi olsa da nihayetinde vadinin en dibine, o bulanık derenin içine kadar yuvarlanır. Vatanını terk etmek de böyledir. Kendi yurdunda ağırlığı ve vakarı olan insan, o mukaddes yamaçtan bir kez ayrıldı mı hayatın savruk rüzgârlarında tutunacak dal bulamaz. Her menzilde yeniden kök salmak istese de o ilk kopuşun ivmesiyle kendini modern hayatın, aidiyetsizliğin o bulanık deresinde kaybolmuş bulur.
Üç Kuşağın Hanesi: Ortak İrfanMekân, tarihin elle tutulur hâle geldiği yerdir; evler........
