TUTARLILIK SANDIĞIMIZ GİBİ DEĞİL
Tutarlılık, çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kavram. Genellikle “iradeli olmak”, “disiplinli yaşamak” ya da “ne olursa olsun devam etmek” gibi romantik ama eksik tanımlarla anlatılır. Oysa gerçek hayatta tutarlılık, kahramanca bir çabanın değil; görünmez bir tasarımın ürünüdür.
Günlük hayatımıza baktığımızda bunu açıkça görürüz. İnsanlar, en doğru olduğunu bildikleri şeyleri bile çoğu zaman yapmazlar. Ertelerler, unuturlar, vazgeçerler ya da daha kolay bir seçeneğe yönelirler. Bu noktada mesele karakter zayıflığı değil, sistem eksikliğidir. Çünkü insan zihni, doğası gereği, her zaman en az dirençli yolu seçer. Bu, bir kusur değil; bir çalışma prensibidir.
Kevin Dutton bu durumu bir elektrik devresine benzetir: Akım, her zaman en kolay yolu bulur. Zihin de öyle. Eğer doğru davranış zor, zahmetli ve karmaşıksa; yanlış olan, kaçınılmaz şekilde cazip hale gelir. Bu yüzden tutarlılığı irade üzerinden kurmaya çalışmak, sürekli yokuş yukarı yürümeye benzer. Bir yere kadar gidersiniz ve sonra durursunuz.
Gerçek tutarlılık, davranışın kendisini değil; o davranışı mümkün kılan koşulları tasarlamakla başlar.
Sabah erken kalkmak istiyorsanız, mesele “daha kararlı olmak” değildir. Uykusuz kalmayı zorlaştırmak, uyanmayı kolaylaştırmaktır. Sağlıklı beslenmek istiyorsanız, mesele “kendini tutmak” değildir. Erişimi değiştirmektir. Çalışmak istiyorsanız, dikkat dağıtan unsurları ortadan kaldırmak, odaklanmayı varsayılan hale getirmektir.
Başka bir deyişle: Tutarlılık, motivasyonun değil; mimarinin sonucudur.
Bu mimari iki katmandan oluşur.
İlki fiziksel çevredir: Gördüğünüz, dokunduğunuz, içinde yaşadığınız dünya.
İkincisi davranışsal çevredir: alışkanlıklarınız, tekrarlarınız, otomatikleşmiş kararlarınız. Bu iki katman doğru şekilde hizalandığında, yapmak istediğiniz şey “zor bir seçim” olmaktan çıkar, “doğal akış” haline gelir.
Burada kritik bir kırılma noktası vardır: İnsanlar genellikle doğru davranışı zorlaştırıp, yanlış olanı kolaylaştırarak yaşarlar. Telefon elinizin altında, dikkat dağınıklığı bir dokunuş uzağınızda, erteleme neredeyse zahmetsizdir. Sonra da neden tutarlı olamadıklarını sorgularlar.
Oysa soru şu olabilir: Ben hangi davranışı kolaylaştırıyorum?
Tutarlılık, tekrarın bir yan ürünü değildir. Tekrar, doğru koşullar oluştuğunda kendiliğinden gelir. Bu yüzden en disiplinli insanlar, en çok zorlananlar değil; en iyi tasarlayanlardır. Hayatlarını öyle kurarlar ki, doğru olanı yapmak neredeyse düşünme gerektirmez.
Bu bakış açısı, sorumluluğu ortadan kaldırmaz aksine daha da derinleştirir. Çünkü artık mesele “yapmak” değil, “nasıl yaşayacağını kurmak”tır. Gününüzü, alanınızı, alışkanlıklarınızı… kısacası kendi sisteminizi inşa etmek zorundasınızdır.
Ve belki de tutarlılığın en dürüst tanımı şudur: Tutarlılık, kişinin fiziksel ve davranışsal çevresini, istenen eylemleri en az zihinsel ve motivasyonel çabayla gerçekleştirecek şekilde yapılandırmasının sonucudur.
Geriye kalan her şey-motivasyon konuşmaları, anlık gazlar, kısa süreli patlamalar-sadece geçici bir akımdır.
Asıl mesele, o akımın geçeceği yolu çizmektir.
