SEVGİ BİR TUZAK, NEFRET BİR ÇIKMAZ
Bugün birine âşık olduğunuzu, ertesi gün nefret ettiğinizi söylüyorsanız, bundan hiç şaşırmayın. Çünkü 19. yüzyılın karamsar filozofu Arthur Schopenhauer’a göre, sevgi de nefret de aynı kör iradenin (istenç) oyunlarından ibarettir. Üstelik bu duyguların hiçbiri bizi mutlu etmek için değil, tam tersine acımızı sürdürmek için vardır.
Schopenhauer, insanı “istencin tezahürü” olarak görür. Tüm davranışlarımızın ardında, türü devam ettirme, hayatta kalma ve üreme gibi biyolojik bir güç vardır. Sevgi, özellikle romantik aşk, bu istencin en kurnaz tuzağıdır. İki insanın birbirine duyduğu o “yüce” ve “fedakâr” duygu, aslında doğanın onları birleştirip çocuk yapmaya programlamasından başka bir şey değildir. Schopenhauer bunu açıkça söyler: “Aşk, doğanın bireylerin gözlerine taktığı bir gözlüktür; onlar kendi isteklerini sanırlar, oysa türün isteğini yerine getirirler.” Üreme gerçekleştiğinde, o büyük aşk ya kaybolur ya da alışkanlığa ve çoğu zaman nefrete dönüşür.
Peki........
