menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ÇOCUKLUKTA SADAKAT: HAYATTA KALMANIN GÖRÜNMEZ KURALI

29 0
08.08.2026

Geçen hafta bir arkadaşım anlattı. Oğlunu hafta sonu babasından alırken hep aynı diyalog: "Nasıl geçti?" "İyiydi, pizza yedik." Oğlunun babasıyla vakit geçirmeyi nasıl dört gözle beklediğini bilen anne, bir gün dayanamayıp sordu: "Peki lunaparka gittiniz mi? O kadar istiyordun." Çocuk gözlerini kaçırdı, omuzları düştü, sessizce "Gittik ama eğlenceli değildi, hemen döndük" dedi. Anne ısrarcı olunca çocuğun gözleri doldu, sesi titredi. Meğer o küçük yürek, babasıyla dönme dolapta kahkahalar patlattığını söylemenin, aylardır evin bütün yükünü tek başına omuzlayan annesinin yalnızlığına ihanet olduğunu düşünüyormuş. O gece yastığına ağlarken bile, kimse duymasın diye sesini boğmuş.

İşte evrimsel psikolojinin en görünmez, en sinsi ve en acı veren mekanizması tam burada devreye girer: Çocuklukta sadakat.

Bir çocuk için anne ve baba, nefes alınan hava, bastığımız zemin gibidir. Ne kadar kusurlu, ne kadar dengesiz olurlarsa olsunlar, o iki figür çocuğun dünyasının taşıyıcı kolonlarıdır. Bu yüzden çocuğun sadakati, aklıyla verdiği bir karar değil, kanına işlemiş bir hayatta kalma refleksidir. Düşerken kollarımızı öne uzatmamız gibi, tehlike anında çocuk da kendi iç dünyasının çöküşünü engellemek için hangi tarafa yaslanacağını değil, her iki tarafa da aynı anda sadık kalmayı seçer.

Peki ne zaman başlar bu mekanizma? Ebeveynler kavga ettiğinde, birbirinden uzaklaştığında veya daha da ağırı, biri hayattan silindiğinde. O andan itibaren çocuk, annesini memnun etmekle babasını kaybetmemek arasında gerilir. Her iki cepheye birden sadık kalmak zorundadır ama bu, bir yetişkinin bile kaldıramayacağı imkânsız bir denklemdir. Ve çocuk bu denklemi tek başına çözmeye........

© Günışığı Gazetesi