menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BİR MASALDIR BU BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİDER

4 0
05.03.2026

Dünya gündemi toz duman olmuş vaziyette. Ortadoğu ve Asya coğrafyasının bir kısmı yangın yeri adeta. Bu coğrafyanın kaderi midir ne, bin yıllardır bu hep böyle. Savaşın biri bitiyor diğeri başlıyor. Haritalar sürekli değişim gösteriyor. Bunun en büyük sebeplerinden biri din unsuru, diğeri de zengin yeraltı kaynakları ve jeopolitik konumun önemi. Üç dinin tarihi ve yazılı kaynaklarında da bu coğrafyanın önemi zaten açıkça ifade ediliyor. Bu ideolojiler üzerine bir de zengin yeraltı kaynaklarını ve jeopolitik önemi koydunuz mu, ortaya paylaşılamayan bir coğrafya profili çıkıyor. Binlerce yıllık tarihi akışa baktığımızda farklı dönemlerde farklı dinlere mensup devletler hep bir çekişme ve çatışma ve bölgede hakimiyeti sağlama çabasında olmuştur. 

Doğu ile batının arasındaki bin yıllardır süren savaşın ve çekişmenin sebebi de budur aslında. Bir yanda teknolojik üstünlüğü yakalamış batı, diğer yanda kendi içinde huzuru ve birlikteliği sağlayamamış ve teknolojik olarak geride kalmış doğu medeniyetleri. Hal böyle iken güçlü olan taraf eski defterleri açıp, yarım kalan hesabı kapatmaya çalışıyor. Veya üstünlük bende deyip, başını kaldıranın başını ezmeye çalışıyor. Yıllardır bu bölgede bulunan çeşitli İslam devletlerin İsrail ve Amerika ve yanlarında olanlarla birlikte savaşlarına şahit olduk. Her bir savaşta o devletlerin daha çok belirsizlik içine sürüklendiğini, daha çok güçsüzleştirildiğini ve bununla birlikte saydığımız devletlerin güdümündeki yönetimlerle yönetilmeye çalışılıp, kaynaklarına çökülüp, adeta kukla devletler haline getirildiğini gördük. Amerika ve İsrail devletlerinin, “Demokrasi getiriyoruz” bahanesiyle girdiği her bir Ortadoğu ve dünya ülkesi maalesef huzursuzluğun, sefaletin, belirsizliğin hüküm sürdüğü devletler haline döndüler. İnsan haklarını ihlal edenler kendileri iken başka devletleri suçladılar. Kendileri nükleer silahlara sahipken başka devletleri bunlara sahip olmakla suçladılar. En çok savaş suçunu kendileri işlerken, hep başka devletleri böyle göstermeye çalıştılar. Kendilerinin bir vatandaşı ölürken kıyametleri koparan bu güçler, milyonlarca insan öldürmekten geriye kalmayıp bunun adına da “Demokrasi” dediler. Ezilen, vurulan ülkelerin çoğuna baktığımızda; hepsi eğitimden, bilgiden ve yeniliklerden mahrum bırakılmış veya bir şekilde engellenmiş halkları görürüz. Sadece dini ideolojiler üzerinden uyutulmuş, kendi iç dünyalarına hapsedilmiş ve ayrıca bu çoğu ideolojisi gerçek islamla bağdaşmayan devletler, batı medeniyetinin taşeron yönetimleri eliyle yönetilmekte, bu ülke halklarına bu anlayış zerkedilmekte, bu halklar gerçekleri bir türlü görememektedirler. Gördükleri ve anladıkları anda da iş işten çoktan geçmektedir. Eski başbakan merhum Necmettin Erbakan hocanın batı medeniyetinin riyakarlığını ve emellerini tarif ederken kullandığı; “Korkarım ki; beni anladığınız vakit, dövecek diziniz de kalmayacak!” sözü tam bu işin özeti niteliğinde. Bugün İsrail-Amerika vampir devletlerinin komşumuz İran Devleti’ne karşı başlatmış olduğu savaş ve zamanlaması da son derece manidardır. Bu devletler İran ile “nükleer enerji geliştirme” programına ilişkin müzakerelere başlayıp, müzakereler olumlu ilerlerken, bir anlamda İran’ı ters köşe yapıp büyük bir saldırıya geçmesi ve dini lideri başta olmak üzere, genelkurmay başkanı ve üst düzey 49 İran devlet adamını öldürmesi, bu vampir devletlerin ne kadar cani, ne kadar acımasız ve sınır tanımaz olduğunu bir kez daha tüm dünyaya gösterdi. Savaşın zamanlaması dedik. Amerika da Epstein dosyaları ile birlikte yer yerinden oynamış, Amerikan başkanları, iş insanları ve çeşitli devletlerden önemli isimlerinden de aralarında bulunduğu kişilerle ilgili çeşitli belgeler, fotoğraflar ve mide bulandıran videolar yayınlanmıştı. Yayımlanan bu fotoğraf ve videoların küçük bir kısmında bile Amerikan başkanının ve siyonist aklın ne kadar utanç verici, ne kadar şeytani bir akıl olduğunun açık örneklerini gördük. Siyonizmin başı olan İsrail’in bu belgelerle Amerikan başkanını köşeye sıkıştırıp, ikna ederek İran’a saldırmak için Amerika’yı ve diğer batılı devletleri yanına alması ve bir ay sonra yapılması planlanan saldırının bir ay öne çekilmesi, bu şeytani aklın ne denli ince hesaplar yaptığını, ne denli tehlikeli olduğunu gözler önüne seriyor. Filistin'de yıllardır kana doymayan, başta çocuklar olmak üzere binlerce masum insanı katleden ve kana doymayan bu vampir, siyonist yapı, islam coğrafyasını karıştırmaya devam ediyor ve edecektir.. Ortadoğu’daki gerçeklik şu ki; ilimden, bilimden, yenilik ve teknolojiden uzak kalındığı sürece bu coğrafya hep birilerinin şamar oğlanı olacaktır. Hep dövülen, hep ezilen, kukla yönetimlerle idare edilen toplumlar olacaklardır. Bu savaşın arka planına baktığımızda tam bir maskeli balo tablosu görüyoruz. Bir yanda Siyonist Amerika ve İsrail, bir yanda tüm oyunların altında parmağı olan görünmeyen güç İngiliz aklı bir yanda da ne olduğu kime hizmet ettiği belli olmayan, aslında belli olan İran yönetimi. Olayın arka yüzü o kadar karanlık ki, kimin eli kimin cebinde, kim kime hizmet ediyor belli değil. Ama bu savaş en çok bize şunu gösteriyor; savaşlar artık sinyaller, akıllı mühimmatlar ve casusluk faaliyetleri üzerinden yürüyor. Bu alanlarda güçlü ve önde olan aynı savaşın kaderini bekliyor. Siyonist akıl öyle bir stratejik plan uyguluyor ki, bir yandan ateşi yakıyor, diğer yandan o ateşi müttefiklerinin üzerine atıyor, sonradan da bu iki gücü birbirine düşürüp hem bu devletlrin zayıflamalarını sağlıyor, hem silahlarını satıyor, hem de zayıflamış bu devletlerin kaynaklarına çöküyor. Bir taşla üç kuş vurmak buna derler. Bu şeytani aklın oyunları zeka sınırlarını zorluyor. Kendi milli yönetimlerini oluşturamayan, milli düşünemeyen, bilimi ve bilgiyi, bununla birlikte teknolojiyi ve stratejik aklı ön plana almayan devletler maalesef böyle olamamanın bedelini esaret altına girmekle ödüyor.

 Tam bağımsız devletlerin varlığı ancak bu yolda yürümekle mümkündür. Cehalet tohumlarının ekildiği bu topraklar, yeniden filizlenmek için, bilim ışığının doğduğu yöne dönmek ve ona giden yolda yürümek zorundadırlar. Yoksa bu masal, ⁰böyle gelmiş, böyle gider.”

Yazar: Cebeli Yerlikaya 


© Günışığı Gazetesi