ORUÇ BİZE BENZEMEMELİ
Ramazan ayı, yalnızca açlıkla sınanan bir zaman dilimi değildir. Oruç, insanın kendisini yeniden inşa ettiği bir ibadettir. Asıl mesele, orucu kendimize benzetmek değil; kendimizi oruca benzetmektir. Çünkü oruç, insanı terbiye eden bir aynadır. Nefsin Terbiyesi Oruç, insanı eğiten bir okul gibidir. Açlığın ne olduğunu, sabrın nasıl kazanıldığını öğretir. İnsanın en büyük düşmanı nefsidir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Sizin en büyük düşmanınız nefsinizdir” buyurarak bizleri uyarmıştır. Nefsin arzularına boyun eğmek, orucu kendimize benzetmektir. Halbuki oruç, nefsi terbiye ederek kötülüklerden uzaklaşmanın yolunu gösterir. Açlığın Ötesinde Oruç, yalnızca mideyi aç bırakmak değildir. Akıl, ruh ve duygular da oruç tutmalıdır: - Kulağımız haramdan uzak durmalı, - Dilimiz yalandan ve gıybetten korunmalı, - Kalbimiz kin yerine merhametle dolmalıdır. Fakire yardım etmeyen, merhamet göstermeyen, insanlığa hizmet etmeyen bir oruç eksik kalır. Oruç, günaha karşı “Burası çıkmaz sokak” diyebilme iradesini kazandırır. Ramazan’ın Ruhu Ramazan ayı, muhasebe ayıdır. Günahlarımızı ve sevaplarımızı gözden geçirir, açlığın ne demek olduğunu idrak ederiz. Açlık çekmeyen bir insan, muhtaç olanın halini anlayamaz. İşte oruç, bu idraki kazandırır. Bediüzzaman’ın ifadesiyle Ramazan, koca bir ordunun tek emirle hareket etmesi gibidir. İftar vaktine kadar nimetlere el uzatamamak, onların aslında bize ait olmadığını hatırlatır. Bu da şükür duygusunu artırır, kardeşlik hukukunu öğretir. Sofralar: Yarış Değil Paylaşım Ne yazık ki Ramazan’da sofralar bazen “benim sofram, senin sofran” yarışına dönüşebiliyor. Bu yarışı nimetleri gönderen zata karşı teşekkür borcu olarak görsek, nimetlere karşı nankörlük etmemiş oluruz; hem de Rabbin rızasını esas gaye edinmiş oluruz. Sayısız nimeti yiyip içip sahibini hatırlamamak, nankörlük değil midir? Buna rağmen bu ayın rahmeti, içinde bir ömür boyu değer taşıyan Kadir Gecesi’ni barındırıyor. Ramazan, paylaşmanın ve kardeşliğin ayıdır. Bu ayda muhtaç kardeşlerimizi unutmamak gerekir; özellikle Gazze’de, Sudan’da ve Arakan’da sıkıntı çeken kardeşlerimizi hatırlamak, Ramazan’ın ruhuna uygun bir davranıştır. Komşuluk ve Modern Yalnızlık Oruç, kendimize değil; kendimizi oruca benzetmeye çalıştığımızda gerçek anlamını bulur. Nefsin isteklerine boyun eğmediğimizde, insan meleklerin ahlakına yaklaşır. Rivayette geçtiği üzere, biri size sataştığında “Ben oruçluyum” diyebilmek, orucun ruhunu yaşamak demektir. Ramazan ayı, sabır, merhamet, şükür ve paylaşım ile anlam kazanır. Hepimizin bildiği “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisi şerifin ruhuna uygun davranmak, bu ayın bize kazandırdığı önemli duygular arasındadır. Her bir dairenin köy nüfusuna eşdeğer sayıda olduğu apartmanlarda, kalabalıklar içinde yalnızlık yaşamayalım. Sana en yakın akrabandan daha yakın olan komşunun hal ve hatırını sormak, sünnet kabilinden de olsa bu ayın bize kazandırdıkları arasında olmalı. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Cibril bana komşu haklarından o denli bahsetti ki, korktum acaba komşu komşuya mirasçı mı olacak.” Uzun süredir aynı apartmanda olmamıza rağmen komşuları tanımıyor oluşumuz, kentleşmenin getirdiği ayrı bir sıkıntı olarak görülmelidir. Kalabalıklar içinde yalnızları oynamaktan bıkıp özümüze dönme zamanı geçti ve geçiyor.
