TÜKETİM MABEDİNDE KIYAMET AYİNİ -1
Bir zamanlar fabrika düdüklerinin ezanla yarıştığı, demirin ateşte kızarıp ekmeğe dönüştüğü sabahlar…
Toprak, çiftçinin nasırlı avucunda dua gibi açılırdı.
Bir tornacının tezgâhından yükselen ses, bir medeniyetin nabzıydı.
Çarşıdaki; kunduracı, bakırcı, manifaturacı; şehrin hafızasıydı.
Şimdilerde ise, klimaların uğultusu ile kredi kartı makinelerinin mekanik zikrinin duyulduğu AVM'ler yükseldi.
Şehrin ortasına, yabancı dillerle vaftiz edilmiş devasa cam mezarlar kondurdular.
Adına “yaşam merkezi” dediler.
Oysa içinde hayat değil; ışıklı bir uyuşukluk dolaşıyor.
Yürüyen merdivenlerle cennete çıktığını sananların, aslında aynı yerde dönüp duran bir hamster çarkında ömür tükettiği büyük bir yanılsama sarayı…
Bu şehirde her yeni AVM, bir öncekini öldürerek doğdu.
Tıpkı taht için kardeş boğan eski hanedanlar gibi…Önce bir isim yükseldi göğe: Misland.
Camları güneşi kıskandırıyor; reklam panolarında çocuklar gülüyor, anneler poşetler taşıyor, babalar modernliğin gururuyla yürüyordu.
Sonra bir gün… Işıkları söndü. Bir anda yaşlandı o bina. Koridorlarında yankılanan ayak sesleri, terk edilmiş bir tiyatronun kulis sesine dönüştü.
Çünkü yeni bir put doğmuştu: A...
Derken onun da alnındaki neon ışıklarını söküp aldılar.
Bu kez sahneye başkası çıktı.
Daha parlak... daha yabancı... daha ruhsuz.
Şimdi arka sokaklardan mantar gibi yükselen........
