GÜLİSTANIN GÜLLERİ ELAZIĞ BÜLBÜLLERİ -II
Elazığ, gümüşten bir sisin içinden geçen bir aynalar şehridir. Beyazçeşme’de, yüz yıllık bir çınarın gölgesinde soluklanan o hastane elbet halkın dilindeki o sarsılmaz sıfatıyla "tımarhane" sadece taş ve harçtan örülmüş bir bina değil; akılla delilik arasındaki o incecik, camdan köprünün nöbet yeridir.
Memleket savaşlardan çıkmış, yoksulluğun ve yalnızlığın içinden geçiyordu.
İstanbul'da bir gün, Refik Saydam'ın dudaklarından dökülen o cümle, Anadolu'nun yıllardır sakladığı yaraya dokundu:
"Anadolu sabırsızlıkla sizi bekliyor..."
Bu yalnız bir sitem değildi.
Bu, yıllarca doktorsuz, ilaçsız, hastanesiz kalmış memleketin iç çekişiydi.
Şükrü Emed'in cevabı ise Anadolu'nun kaderini değiştirecek kadar cesurdu.
Bir akıl hastanesi yetmezdi.
Doğunun da, batının da yaraları vardı.
Böylece biri Manisa'ya, biri Elazığ'a düşen iki ışık yakıldı.
O gün Beyazçeşme'de yükselen bina yalnızca taşla örülmedi.
İnsanlığın en yalnız evlatlarına açılmış bir kapı olarak örüldü.
Bu şehir, meczuplarına hiçbir zaman sırtını dönmedi.
Onların sözlerinde hikmet aradı.
Sessizliklerinde sır aradı.
Bakışlarında kaderin gölgesini gördü.
Bir deliyle karşılaşan Elazığlı hemen geçip gitmezdi.
Belki bir işaret bulurum diye...
Belki kendi........
